"ağın,agın,ağın fıkraları,ağın türküleri,ağın haber,Elazığ,elazığ resimleri,elazığ haber,elazığ müziği,harput,çaydaçıra,elazığ ilçeleri,folklor"/> Ağın Kültürü
8 Eylül 2010, Çarşamba

Edebiyat ve Sözlü Folklor

Serkan Güzel tarafından yazıldı. Mayıs - 8 - 2010

HARPUT’TA EDEBİYAT VE SÖZLÜ FOLKLOR

Dünü ve Bugünüyle HARPUT (Tarih-Edebiyat-Şiir-Folklor), TDV Elazığ Şubesi Yay. C.I sh. 441, Elazğ 1999

Yrd.Doç.Dr. Zülfü Güler

Türk Edebiyatını, üç ana bölüme ayırmak adet olmuştur: Eski Türk Edebiyatı, Türk Halk Edebiyatı ve Yeni Türk Edebiyatı diye. Türk Halk Edebiyatı’nın, Harput ve Çevresinde, Türklerin bu yöreye yerleştiğinden beri var olduğunu tahmin etmek zor değildir. Ancak bu güne ulaşan bu edebiyat ve folklor varlıklarının bir çoğunun ne zaman meydana geldiğini ve tarih içerisinde ne gibi değişikliklere uğrayarak günümüze ulaştığını tespit etmek te mümkün değildir.

Eski Türk Edebiyatı ve Yeni Türk Edebiyatıyla ilgili verilerin çoğunluğu, kitaplarda, dergilerde, gazetelerde yazılı olarak bulunduğu için bunların meydana getiriliş zamanları da ilk şekilleri de bilinmektedir. Anadolu’da Eski Türk Edebiyatı, Fars Edebiyatını iyi bilen Türk aydınlarınınmedreseden yetişmesinden ve Türkçe söylemeye başlamasından sonra, 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren meydana gelmeğe başlamıştır. Harput ve çevresinde de bu çağlardan itibaren Eski Türk Edebiyatı’nın doğmuş olabileceği söylenebilir. Ancak, eserleri ve isimleri günümüze ulaşan şair ve yazarların hemen hepsi 19. ve 20. yüzyıllarda yetişmişlerdir. Kaynaklarda 18. yüzyılın sonlarında vefat eden Harputlu Nusret Ebubekir isimli bir şairden bahsedilirse de bu şair İstanbul’da yetişmiş ve orada yaşamıştır.

Harput’ta kültürel ve edebî faaliyetlerin 19. yüzyılın ikinci yarısında, yani Tanzimat’tan sonra çoğaldığını ve hız kazandığını görüyoruz. Bunun elbette tarihî, kültürel ve sosyal sebepleri vardır. Kanaatimizce bu sebeplerden biri ve en mühimi, bu tarihlerde Harput’ta batılı misyoner faaliyetlerin artması ile, müslüman olmayan halkın eğitim ve kültür, hatta ekonomik yönden geliştirilmesidir. Onların bu kültürel ve sosyal çalışmalarını gören müslüman Türk halkı, gerek devletin, gerekse kendilerinin açtıkları okullarda, eğitim ve kültürel faaliyetlerini artırmışlardır. Tabii ki başlangıçta, Harput’taki ve diğer vilayetlerdeki medreselerde yetişen aydınlar bu çalışmalara önayak olmuşlardır.

Tanzimat yıllarında, İstanbul’da Yeni Edebiyat akımının başlamasına karşılık, Harput’ta Eski Edebiyat tarzı gelişmiştir. Eski Edebiyat sahasında Tanzimat yıllarından itibaren, Harput’ta bir-ikisi divan sahibi olan 30 kadar şair yetişmiş ve yaşamıştır. Bunların birkaçı, İstanbul’daki gazetelere (Tercümân-ı Hakikat) manzum ve mensur yazılar göndermişlerdir. İstanbul ile edebî yönden irtibat kurmalarına, bazıları İstanbul’a gidip gelmelerine rağmen divan edebiyatı tarzını, gerek şekil gerekse muhteva yönünden sürdürmüşlerdir. Elazığ’da Eski Türk Edebiyatı örnekleri, Fikret Memişoğlu ile 1968 yılına kadar yaşatılmıştır. Bugün de Eski Edebiyatın şekillerini kullanarak manzumeler yazanşairler vardır. Ancak ne Memişoğlu’yu ne de bunları divan şairi addetmek doğru olmaz. Eski Türk Edebiyatı’nın manzumeleri, divanlarda ve mecmualarda kalmamış, Harput yöresi halkının zevkına, musikisine ve folkloruna yansımıştır. Meşhur divan şairlerinin beğenilen gazel, şarkı ve müstezatları, bilhassa Fuzûli’nin gazelleri ile, Nevres’in ve Harput’ta yetişen şairlerin bazı manzumeleri, yöreye has çeşitli makamlarda beste ile söylenmektedir. Böylece Eski Türk Edebiyatı’nın gazel, müstezat, şarkı gibi manzumeleri Elazığ’da halk musikisine güfte olmuş, yahut yöreye özgü bir klasik Harput musikisi doğmuştur.

Bir asrı aşkın süre içerisinde Harput ve Elazığ’da yetişen, Eski Türk Edebiyatı tarzında manzumeler yazan 30 kadar şairin, yahut sadece meşhurlarının hayatlarından, kişiliklerinden ve eserlerinden söz etmek konumuzun dışındadır. Ancak bu edebiyatın beğenilen, besteyle söylenilen ve halkın hafızasına yerleşen birkaç örneğini buraya almak yerinde olur.

Rıf’at Dede’den Gazel

Ben şehîd-i bâdeyim dostlar demim yâd eyleyin

Türbemi meyhâne enkazıyla bünyâd eyleyin

Gasl olunmaz mâ ile gerçi şehîdân-ı vegâ

Yıkayın meyle beni bir mezhep icâd eyleyin

Türbeme kandil içün bir köhne sâgar vakf edin

fiu’le-i nâr-ı arakla rûhumu şâd eyleyin

Türbedâr olsun bana bir rind-i mey-hâr-ı garîb

Nezr-i serhoşân ile ol pîre imdâd eyleyin

Neyle, meyle, bir alay mahbûb ile her dem gelin

Bezm-i Cem âyinini kabrimde mu’tâd eyleyin

Her gelen mestân u rindân ise gelsin türbeme

Gelmesin sofi vü zâhid tard u ib’âd eyleyin

Mest eder bûy-ı türâb-ı meşhedim bu âlemi

Bâde-nûşânı bu nev-neşveyle irşâd eyleyin

Yâdigâr olsun bu nazmım evliyâ-yı sâgara

Gitti Rıf’at perr açıp, ardınca feryâd eyleyin

Mustafa Sabrî’den Müstezâd

Ey dil ne durursun, demidir başla figâne

Çün andelibâne

Hâr oldu gülistân-ı visâl döndü hazâne

Kar yağdı çemâne

Kan ağlayın ey dîdelerim siz de bu derde

Her vakt-i seherde

fiimden geri yâd oldunuz ol şâh-ı hubâne

Ay girdi dumâne

Ey cân, gide cânân, sana lâyık mı tavattun

Årâm-ı temekkün

Yık lâneyi, pervâz edegör sen de hemâne

Göç başka mekâne

Ey çârh-ı sitemkâr, yetişir benden elin çek

Kurbânın olam tek

Fersüdeledim kalmadı fer cevr-i cihâne

Ålâm-ı zemâne

Allah için ey peyk-i ecel sen de şitâb et

Bir lutf-ı sevâb et

Say hayrına, ver müjde-i rıhlet dil ü câne

Davran rahimâne

3

Gamlanma gönül, gam geçer, Allah Kerîmdir

Rahmân u Rahîmdir

Sabrî hele sabret, döner elbette zemâne

Kalmaz rakıbâne

Hacı Hayri’den Gazel

Sînemde bir tutuşmuş yanmış ocağ olaydı

Zülfün karanlığında bezme çerâğ olaydı

Meyhâneler kapusu bahtım gibi kapansın

Rindâne bâde içmek sensiz yasağ olaydı

Deşt-i cünûn içinde gezmezdi böyle gönlüm

Giysûların kemendi boynumda bağ olaydı

Terk-i cünûn ederdi Leylâ gamıyla Mecnûn

Bir gün yüzün göreydi âlemde sağ olaydı

Gülşen-sarây-ı hüsnün bir âh ile yakardım

Kânûn-ı aşk içinde cüz’-i mesâğ olaydı

Efsâneler yazardım sevdâ-yı aşka dâ’ir

Gamdan dilimde Hayrî hâl-i ferâğ olaydı

Halk Edebiyatı

Elazığ çok zengin bir sözlü folklora sahiptir. Her aşk üzerine, yüreklerde iz

bırakan her delikanlıya, her yosmaya, her güzelliğe bir türkü yakılmış; duyulan, görülen,

hissedilen her şeye bir mani söylenmiş; duygu ve düşünceler, düz sözler yerine türkülerle,

manilerle, atasözleriyle, deyimlerle güzel ve anlamlı bir biçimde ifade edilegelmiştir.

Elazığ’da ve Harput’ta aruzla, heceyle ve serbest tarzda şiirler söyleyip yazan, ün

kazanan ya da kazanamayan çok sayıda şair yetişmiştir. Bu şairlerin yetişmesinde, bu

zengin halk kültürünün büyük ölçüde ektisi vardır. Zaten bu kadar çok türkü, mani, hoyrat

ve maya da isimsiz şairler tarafından söylenmiş ve halka mal olmuş değil midir? Bu

zenginliğe rağmen Harput’ta aşık edebiyatı ve saz şiiri geleneği yerleşmemiştir. Sadece,

Baskil’in fieyhhasan Köyü’nde aynı aileden 17. yüzyıldan beri dört şair yetiştiği

bilinmektedir. Alevi ve Bektaşilerce bir din ulusu olarak tanınan fieyh Ahmet Dede’nin

soyundan gelen bu şairler, 17. yüzyılın başında yaşayan Kalender Abdal, aynı yüzyılın

sonunda yaşayan Teslim Abdal, 1759 yılında vefat eden Derviş Ali ve çağımız şairlerinden

Yusuf fiahin’dir. Bu şairlerin hepsi de tasavvufî konularda, halk şiiri tarzında şiirler

söylemişledir.

Bir de bunlar gibi günümüzün şairlerinden Kebanlı Nimrî Dede, Keban’ın Nimri

Köyü’nde 1909 yılında doğmuş, daha çok tasavvufî konular içeren şiirler söylemiştir.

Bunlardan başka, halk şiiri tarzında hece ölçüsü ve dörtlüklerle şiirler yazan

birçok şair vardır. Günümüz şairlerinden çoğu bu tarzı da denemektedirler. Ama tabii ki

bunları halk şairi olarak addetmek mümkün değildir.

4

Elazığ ve çevresinde Aşık Edebiyatı, saz şiiri ile hikâyecilik ve meddahlık

geleneği yoktur. Bunun yanında türkü ve mani, masal ve efsane, atasözü ve halk deyimleri,

bilmece ve şaşırtmacalar bakımından çok zengin bir halk edebiyatı ile karşılaşırız.

Türküler ve Maniler

Türküler, halkın, hayatı aksettirdiği ifade vasıtalarıdır. Halk, hayatın bütün

tezahürlerini, insanın his ve hayallerini edebiyatın ortak ürünleriyle ifade etmiştir. Dünya

ve ahiret, doğum ve ölüm, sevinç ve keder, aşk ve hayal gibi hayatın bütün unsurları

türkülerde yer almıştır. Halk arasında ortak hisler doğuran türküler, geniş bir kültür

birliğini sağlayan en önemli varlıklardan biridir. Bütün halk edebiyatı ürünleri ortak kültür

birliğinin meydana gelmesinde önemli rol oynar.

Halk türkülerinin çoğunda görüldüğü gibi Elazığ türkülerinde de, coğrafî yapı,

iklim özellikleri, yöresel yer isimleri, şahıs adları, yaşayış biçimi, gelenek ve görenekler

önemli ölçüde işlenmiştir.

Elazığ türkülerinin çoğunluğunda ana tema aşk, sevgi ve güzelliktir. Elazığ’da

kahramanlık türküleri söylenmemiştir. Bir serhat şehri olmayışı buna sebep olarak

gösterilebilir. Yine de Cihan Harbinin doğurduğu keder ve üzüntüler bazı türkülere

yansımıştır.

Elazığ türkülerinin bazıları, konuları ve işledikleri temalar bakımından Diyarbakır

ve Urfa türküleriyle benzerlikler gösterir. Hatta aynı türkülerin, bilhassa uzun hava, maya

ve hoyratların, değişik varyantları bu illerin folkloru içerisinde yer almaktadır. Güftedeki

konu, motif, hatta söz bakımından olan bu yakınlık ve benzerlikler melodide de

görülmektedir.

Manileri, türkülerle aynı başlık altına almamızın nedeni, Elazığ yöresinde

manilerin birçoğunun türkü olarak söylenmesidir. Elazığ’da söylenen uzun havalarda güfte

olarak maniler, bilhassa cinaslı maniler kullanılır. Maniler, ekseriyetle türkü güftesi olarak

söylenmiştir. Yahut, türkülerin dörtlüklerinin her biri bir mani şeklinde söylenmiştir.

Bazan da, türkü ile hiç ilgisi olmadığı halde maniler, türkü deyişlerinin arasına bir dörtlük

olarak girmişlerdir. Maniler ve türkü deyişleri uzun havaların arasına hareketli bir türkü

söyleyişisiyle girerler. Zaten türkülerin bir kısmı, birbirine uygun manilerin peşpeşe

sıralanmasıyla meydana gelmiş gibidirler. Bu yüzden bir türkünün değişik şekillerine

rastlanılır.

Türkülerin manilerden farklı şekilleri de tabii ki vardır. Üçer ya da ikişer mısralık

bölümler halinde söylenenleri de görülmektedir. Birçok türkü bir olay üzerine

söylenmiştir; hikayeleri vardır.

Maniler, ekseriyetle türkü güftesi olarak, mani dizen, türkü yakan kadınlar

tarafından söylenmişlerdir. ” Büyük ceviz ” , ” kol aç ” gibi aynı sözlerle başlayan adeta

aynı türkünün yahut manzumenin dörtlükleriymiş gibi söylenmiş manilere de rastlanılır.

Elazığ yöresi folkloru içerisinde maniler çok zengin bir yer tutar. Bu manilerin bir

kısmı Kerkük manileriyle benzerlik gösterir.

Türkü ve Manilere Örnekler

Al alma türküsü

Al elmayı daldan al; Al elmanın dördünü.

Daldan alma benden al. Sev igidin merdini.

Duydum gelin olisin. Seversen bir güzel sev,

Dur ben ölem ondan al. Çekme çirkin derdini.

5

Al elma dilim dilim. Al elma, gızıl elma.

Gel otur, benim gülüm İrafa düzül elma.

Ne dedim, neden küsdün? O yar bize gelende,

Lal olsun arsuz dilim. Cebine süzül elma.

Elma versem almassın, Elma atışan gurban

Sen almadan galmassın. Atıp tutuşan gurban.

Hanki bağın gülüsün, Alem de yol gidiyor,

Zemheride solmassın. Senin gidişen gurban

Elmadan al olasın Elmayı daldan aldım

Serviye dal olasın Sevdayı yardan aldım

Bahan yar mı bulunmaz Sahan gönül vereli

Ben dedim sen olasın Bir guru cana galdım.

Nakarat: Oy henno henno henno

Yar henno henno henno

Eller gınalı henno

Gözler sürmeli henno.

Hayriye Türküsü

Gargacuğ’un daş delügü Pencereye godum desdi

Héyriye’m keklük férigi fiu Saray’dan bi yél esdi

Taramış sırma porigi Benim yarim benden küsdü

Aman aman azdur Héyro’m Aman aman azdur gelin

Lira verem bozdur Héyro’m Lira verem bozdur gelin

Ak gerdana düzdür Héyro’m Ak gerdana düzdür gelin

fianşéne yapdım gapı, Bir daş atdım çaya düşdü,

Gırıldı keserin sapı Çaydan çüt gögercin uşdu.

Benim yarim altun topu. Benim göynüm sahan düşdü.

Aman aman azdur Héyro’m Aman aman azdur gelin

Lira verem bozdur Héyro’m Lira verem bozdur gelin

Ak gerdana düzdür Héyro’m Ak gerdana düzdür gelin

Héyriye’min gaşları gara

Héyro’m gezer boş avara

Mamo Begden gelür para

Aman aman azdur Héyro’m

Lira verem bozdur Héyro’m

Ak gerdana düzdür Héyro’m

Maya Örnekleri

6

Kerem eyle üzün dönder bahan yar

Gözüm seni görmeyeli kaç gündür

Kimi görsem benzetirim sahan yar

O kadar ki bu gözlerim şaşkındır.

Her seher her sabah gölgeler yerde

Mor sünbül zülüfler gül yüzde perde

Aşkından düşmüşüm amansız derde

Derdimin dermanı olan yar nerde

Mani Örnekleri

Bu dağın oylumuna Bülbül güle mi geldin

Kuş konar yaylımına Laldın, dile mi geldin

Eğil gözlerin öpem Bildin gülde fayda yok

Geldik yol ayrımına Bile bile mi geldin.

Karşıda Fırat gördüm Kol aç gelene doğru

Ölümü murat gördüm Gül at, gülene doğru

Sevda derdi görmeyen Kes bağrım kanım aksın

Demesin ki dert gördüm Kadir bilene doğru

Cinaslı Maniler

Dil meze, dil meze Güne düştüm güne düştüm

Dudak meze, dil meze Gölgede güne düştüm

Gönül verdim bilmedim Felek gözün kör olsun

Kadir kıymet bilmeze Dediğin güne düştüm.

Yanan yar, yanan yar Yara sızlar yara sızlar

Tutuşan yar, yanan yar Ok değmiş yara sızlar

Acep o gün olur mu? Yaralının halinden

Yanım verem yanan yar Ne bilsin yarasızlar

Hikâyeler, Masallar, Menkıbeler, Efsâneler

Elazığ’da halk hikâyeciliği ve meddahlık geleneği yoktur. Ancak Kerem ile Aslı,

Tahir ile Zühre gibi halk hikâyelerine masallaşmış şekilde rastlamak mümkündür. Eskiden

köy odalarında ve toplantı yerlerinde cenknâmeler ile Battalname, Ahmediye ve

Muhammediye okunurdu. fiimdi kahvehaneler ve televizyon yüzünden bu adetler ortadan

kalkmıştır.

Elazığ yöresinde masala matal denir. Bu matallar daha çok kadınlar tarafından

çocuklara, kadın toplantılarında, kış gecelerinde aile içinde anlatılır. Aynı sebeplerle

erkekler tarafından anlatıldığı da olur. Bu gelenek te yok olmaktadır.

Elazığ masal bakımından da zengindir. 100 kadar Elazığ masalı Prof.Dr.Umay

Günay tarafından derlenmiş, konu, motif, tip vs. yönünden incelenmiştir. Her kasabadan

ve her köyden derleme yapılacak olursa bu sayı birkaç kat artabilir. Masallar böyle sayı ve

çeşit bakımından çok olmakla birlikte buraya bir örneğini alamayacağız. Başlangıç

tekerlemesini vermekle yetinelim.

7

Matal matal mat atar

İki sıçan göt atar

Biri Ahmet’in koynuna

Biri Fatma’nın koynuna

Bu tekerlemedeki isimler masalı dinleyenlere göre değiştirilir; yerine şahıs ve işaret

zamirleri de konabilir. “Koynuna” sözlerinin yerine bazan “burnuna” denilir. Bu tekerleme

daha çok çocuk dinleyiciler içindir. Bundan başka “bir varmış bir yokmuş” diye başlayan

tekerlemeler de söylenilir.

Elazığ’ın hemen her köyünde, göller, nehirler, dağlar, tepeler, dereler, ağaçlar ve

bazı yerlerle ilgili efsâneler; ulu kişiler, tarihi şahsiyetler, yatırlar, şeyhlerle igili

menkıbeler; hac ve sair yolculuklarla ilgili hikâyeler; aşk hikâye ve efsâneleri; türkülerin

doğmasına neden olan olaylarla ilgili hikâyeler; fieyh Sait ve Dersim isyanlarıyla ilgili

menkıbeler; Kore ve Kıbrıs harbine giden kişilerle ilgili menkıbeler anlatılagelmiştir.

Hazar Gölü ve Hazarbaba Dağı ile; Fırat ve Murat nehirleriyle, Harput Kalesi ve

Buzluk mağarasıyla ilgili efsâneler; Hızır ve fiah İsmail Menkıbeleri yaygındır.

Elazığ’da anlatılan efsane, menkıbe hatta masallarda fiah İsmail, Genç Osman,

Köroğlu, Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan gibi tarihi şahsiyetlerin isimleri de geçer.

Hele fiah İsmail adının geçtiği birçok efsane, menkıbe ve masal vardır. Elazığ’da bir kısım

köy halkı ve Tunceli halkının bir kısmı Alevi olduğu için bu yöre halkı içerisinde bu tür

efsaneler çok görülür. fiah İsmail’le ilgili olan efsanelerde Yavuz’dan söz edilmez. Hz.

Ali’nin cenklerini anlatan Cenknâmeler de çok okunur.

Osmanlı Padişahlarından Harput ve çevresine uğrayanlar hakkında da bazı

efsaneler doğmuştur. Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferine giderken bu yöreden geçtiği ve

Sivrice’de konakladığı rivayet edilir. Kanûni ve IV. Murat ta Bağdat fethine giderken

Uluova’da konaklamışlardır.

Fıkralar

Halk zekâsı hemen her hadiseye uygun bir fıkra meydana getirmiş; birçok fıkra

tipleri yaratmıştır. Elazığ’da böyle fıkralar ve fıkra tipleri vardır. İmam, köylü, şehirli, ağa,

hizmetkâr, halk arasında gezen deliler, gelin-kaynana, karı-koca hakkında anlatılan fıkralar

vardır. Bunlar, isimsiz genel tipler halinde fıkrada bulunduğu gibi, bazan özel isimleri de

bulunabilir. Ayrıca fıkra tipi haline gelen şahıslar da vardır. Hacı Hoca, Reşit Hoca, Ruyeti

Baba, Müşip, Ağınlı İbik Dayı, Daldikli’nin Osman Ağa gibi kişiler fıkraları en çok

anlatılan, kitaplara geçmiş fıkra tipleridir. Ayrıca her köyde yahut komşu köyler arasında

şöhret kazanmış başka fıkra tiplerine de rastlanılır. fiintilli Ali Ağa, Perçençli Hayriye

Hanım gibi. Bunların dışında Nasreddin Hoca, Bektaşi, Bekri Mustafa gibi genel fıkra

tiplerine ait fıkralar da anlatılır. Köyler, yöreler ve kasabalarla ilgili fıkralar da meydana

gelmiş ve yaygın bir şekilde anlatılmaktadır. Baskil halkıyla ilgili fıkralar en yaygın

olanlardır.

Bilmeceler, fiaşırtmacalar

Elazığ yöresi bilmece bakımından da çok zengindir. Yusuf Ziya Öksüz, bitirme

ödevi olarak binyüz kadar bilmece derlemiş sonradan Amil Çelebioğlu ile birlikte “Türk

Bilmeceleri Hazinesi” ismiyle yayınlamıştır.

Diğer Kalıplaşmış Sözler

8

Bunlar atasözleri, deyimler, tabirler, du’alar, beddu’alar, küfürlerdir. Genel Türkçe

içerisinde kullanılan atasözleri ve deyimler Elazığ’da da yöresel söyleyiş ve telaffuz ile

söylenmektedir. Bunların dışında Elazığ’a has, başka yörelerde pek rastlanılmayan

atasözleri ve deyimler de çoktur. Hatta denilebilir ki Elazığ, bu bakımdan bir hazinedir.

Halk zekâsı, doğal ve sosyal olaylardan edindiği tecrübeleri, kısa, kalıplaşmış,

ahenkli, çarpıcı, anlamlı sözler halinde ifade etmiştir. Atasözlerinin, deyimlerin ve

tabirlerin birçoğu nasihat ifade ettiği gibi, sosyal taşlama anlamı taşıyanlar da vardır. Bu

kalıplaşmış sözler ifadede kolaylık, çarpıcılık ve etki sağlarlar.

Du’alar, beddu’alar ve küfürler ise daha çok mahallî ağızla söylenilen kısa ve

kalıplaşmıs sözlerdir.

Bu kalıplaşmış sözlerden birkaç örnek verelim.

Atasözleri ve Deyimler

Bundan sonra at olup kuyruk mu sallıyacağız.

Dam doymadan çortumdan su akmaz.

Düğün evinde deve, acıkdınsa koş eve.

Körsıçan ne kadar toprak atsa kendi üzerine yığar.

Öküzüm iri olsun da çifte gitmesin.

Aç karın, kuru çalım

Atını itini nallamak

Çiçekleri yarılmak

Burnundan kıl aldırtmamak

Kanat süpürmek

Göbeği atmak

Kirli çıkın

Poçiğinden göğermek

Yükünü tepeye yıkmak

Du’alar-Beddu’alar

Başa kadar murad alasız.

Cennet hanımı olasın.

El öpenin çok ola.

Helal süt emmişe düşesin.

Toprağıca yaşıyasın.

Yüzün ağ ola.

Ağzandan burnundan gele.

Baba çıka.

Can evin yıkıla.

Dilin şişe leğenlere düşe.

Garnağıssi, gızılgurt.

Gotdik.

Gözen dizen dura.

Lal olasın, lap lap bakasın.

Mezar ağacını kemire.

Nara gara vere.

Parça tike olasın.

Sarı satlıcan olasın.

9

Küfürler

Dellek, teres, gıbrak, dümbük, sürpüntü.

Günümüz Edebiyatı

Cumhuriyet döneminde de Elazığ’da yetişmiş birçok şair ve yazar vardır. Bunların

hemen hepsinin eserlerinde Harput ve Elazığ kültürünü, folklorunu, yaşayışını bulmak

mümkündür.

Bütün hayatını Harput folklorunu araştırmaya adayan, birçok makalesi ve

kitaplarından başka aruzla ve heceyle şiirleri bulunan Fikret Memişoğlu’nun şiirlerinde;

yine araştırmacılığı yanında, daha çok heceyle ve dörtlüklerle yazan Cenanî Dökmeci’nin

şiirlerinde daima Harput’tan esintiler, türkü ve manilerin ahengi ardır.

Yıldırım Niyazi Gençosmanoğlu Harput’u destanlaştırmış; Harput’un efsanevî

geçmişini ve manevî hayatını ve kültürünü şiirlerine aksettirmiştir.

Ahmet Kabaklı, Ejderha Taşı isimli eserini Harput efsanelerinden ve

masallarından esinlenerek yazmıştır.

fiemsettin Ünlü’nün “Yukarı fiehir” ile “Toprak Kurşun Geçirmez” isimli

romanlarında, Metin Önal Mengüşoğlu’nun “Yerler Mühürlendi” isimli romanında bu

yörenin insanı ve yaşayışı vardır.

Bütün bu şair ve yazarların eserlerinin birçoğunda Harput kültüründen esintilerin

yanında Harput’a hasret teması görülür. Yalnız, Harput’un bir belde olarak düşünülmediği,

geçmişten gelen bir ruh, bir kültür olarak görüldüğü hemen fark edilir.

İshak Sunguroğlu, Nurettin Ardıçoğlu, Fikret Memişoğlu Harput tarihini,

Folklorunu ve edebiyatını araştırmışlar, bu konularda eserler yazmışlardır. Reşat Gündüz

ve fiükrü Kacar da 1940 lardan bu yana eser vermiş şairlerin kısa hayat hikâyelerini ve

seçilmiş şiirlerini alarak antolojiler meydana getirmişlerdir.

Bu bildirimize, konusuyla ilgisi olan ve olmayan, ancak Harput- Elazığ ve

çevresiyle ilgili olan bir kaynakça ekledik. Tabii ki bunlardan başka kitap ve yazılar da

vardır. Bunun bir başlangıç olmasını ve daha geniş Harput bibliyografyalarına ve

araştırmalarına zemin hazırlamasını ümit ediyoruz.

KAYNAKÇA

Altan Dergisi, Elazığ Halkevi yayınları, 1940 vd.

Ardıçoğlu, Nureddin; Harput Tarihi, İst.1964

10

Buran, Ahmet; Keban, Baskil ve Ağın Yöresi Ağızları, Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal

Bilimler), 1987, 1(2), 47-72

Cengiz, Halil Erdoğan- Eren, Gönül Hatay; Rahmi-i Harputi Divanı, Kültür Bakanlığı

1000 Temel eser, Ank. 1996

Çelebioğlu, Amil- Öksüz, Yusuf Ziya; TÜrk Bilmeceleri Hazinesi, İst. 1979

Erhan, Handan; Elazığ Yöresi Atasözleri, Deyimleri ,Bilmeceleri, Du’a ve Beddu’aları,

F.Ü. Fen-Edb.Fak. Türk Dili ve Edb. Böl. Bitirme Ödevi (basılmamış), 1990

Fırat Havzası Folklor ve Etnografya Sempozyumu bildirileri, 24-27 Ekim 1985, El.

1992

Fırat Havzası II. Folklor ve Etnografya Sempozyumu bildirileri, 5-7 Kasım 1987, El.

1989

Fırat Havzasının Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Kalkınması Sempozyumu bildirileri,

7-9 Nisan 1988, El. 1991

Fırat fiiir Akşamları Güldestesi, El. Kasım 1994

Güler, Zülfü; Harput Ağzı, El. 1992

Günay,Umay; Elazığ Masalları, Erzu. 1975

Gündüz, Reşat; Ufkum, Ank. 1968

Kacar, fiükrü; Bu Toprağın Yaşayan Ozanları, El. 1993

…………………….; Bu Toprağın Yaşayan Ozanları c. II, El. 1997

Kısaparmak, Fatih Güngör; Dil Folkloru Açısından Harput Ağzı, İst. 1980

Kısaparmak, Necip Güngör; Milli Eğitim Cephesiyle Elazığ (Harput ve Elazığ’ın İdari-

Kültürel Tarihçeleri), El. 1967

Memişoğlu, Fikret; Harput Ahengi, İst. 1966

……………………………….; Harput Halk Bilgisi, El. 1995

……………………………….; Harput Divanı, El. 1995

Onur, Naci; Harputlu Divan fiairleri, El. 1988

Sivrice İlçe Yıllığı, Hazar Gölü ve Hazar Baba Dağı Üzerine efsaneler , s.34-36, 1994

Sunguroğlu, İshak; Harput Yollarında, İs. 1961

Tan, fieref; Hadi Harput’a gidek (şiir kitabı), El. 1992

Tunç, Ahmet; Konuşan Harput, El. 1996

Ünal, Y.Doç.Dr. Mehmet Ali; XVI. Yüzyılda Harput Sancağı (1518-1566), T.T.K. 1989

Yeni Fırat Dergisi, sayı 1-36, Nisan 1962-Eylül 1967

Yuvalı, Abdulkadir; Fırat HavzasınınTürk Tarihindeki Yeri, Türk Kültürü, Ocak 1986, s.

1-10

11

Popularity: 1% [?]

Dut Ağacından Masa Yapmak

  Ağın’da kimse farkın da olmasa da bir halkbilimci yaşıyor. Soruyorlar sen ne okudun diye? -Türk Halkbilimi diyorum… EEE. Ne olacan şimdi [...]

Ağın Sandığa Ne Atar?

 AĞIN SANDIĞA NE ATACAK Bu yazıyı sandıktan ne çıkar diye merak edip okuyacaksanız boşuna okumayın çünkü bu amaçla yazılmadı. Bu [...]

Topaç Çevirmeyeli Kaç Yıl Oldu?

   Topaç Çevirmeyeli Kaç Yıl Oldu? Yıllardır çocukların elinde ne bir misket ne de bir topaç görüyorum. Bizim zamanımızın en [...]

Tolla Su İçerdik Bir Zamanlar

  Nerde bir tol görsem aklıma çocukluğum gelir. Her evde duvara asılı bir tol mutlaka vardır. Her çeşmenin başında bir [...]

HE Mİ YOĞ MU GÜNCEL ANAYASA TARTIŞMASI

Zamanın birinde Ağın’dan biri Erkan Yolaçın Evet, Hayır yarışmasına katılmış. Tabi Erkan Yolaç’ın tüm çabalarına rağmen bizim Ağın’lı ne evet ne hayır demiş

Güncel Meseleler

GÜNCEL MESELELER ÜZERİNE KISA YAZILAR KPSS (KAMUYA CEMAATTEN ADAM ALMA SINAVI)     Ülkemizde büyük bir işsizlik sorunu var. Milyonlarca [...]

Ağın’lı Tahtasız Hoca

  Ağın İlçe Halk Kütüphanemize Manas Yayıncılık tarafından birçok kitap hediye edildi. Kendilerine ilgileri için teşekkür ediyorum. Uzun süredir okumak [...]