AĞIN FIKRALARI
İbik Dayı, Osman Ağa, Kortikoğlu, Çuhadargilin Sabri Dayı, Hayrullah Çece ve diğerleri Ağın ve çevresinin fıkra zenginliğine önemli katkı sağlamışlardır.Ağın’da fıkra tiplerinin önemli ismi İbik Dayı (1867-1943) Ağın’nın Uzungil Mahallesinde yaşamış Nükte ve olayları, hazır cevaplılığı ile Ağınlıların ince zekasını ortaya koymuştur. Fıkaraları Prof.Dr.Saim SAKAOĞLU tarafından derlenmiştir. Ağın halkı arasında fıkraya temsil de denmektedir. Halk fıkraları ya insanların ya da köy ve kasabaların eksik yönlerini belirtmek için anlatır.
AĞIN MİZAH USTALARI
Gülağa Dayı: 1907 yılında Ağın’ın Akpınar(Andiri) mahallesinde doğdu ve 1968 yılında yine aynı yerde hayata gözlerini yumdu. Gülağa, çocuk yaşta öğrendiği yemeniciliği(Ayakkabacılık) meslek edinerek hayatı boyunca sürdürdü.
Yakınlarının anlattığına göre, Gülağa, kendine özgü esprileri olan ve olayları abartılı benzetmelerle süsleyen yerel bir fıkra tipi idi. Fıkraları çevrede ilgi toplayan ve kuşaktan kuşağa geçen bir fıkra ustasından aşağıya bir örnek alıyoruz:
Ekirekli Dayı (1878-1969) Asıladı Mehmet Ertuğrul. Başpınar’da doğdu ve yine 91 yaşında aynı köyde hayata gözlerini yumdu. Askerlikte 18 yıl jandarma olarak görev yaptıktan sonra köyde dönen dayı 15 yıl da Başpınar-Salkımlı-Yenipayam muhtarlıklarında bulundu. Kendine özgü fıkraları olan ve Ekirekli Dayı diye üne kavuşan Mehmet Ertuğrul, İçişleri eski bakanı Mehmet Ağar’ın akrabasıdır. Dayı’nın fıkraları çevrede hatırlanır. Onun bir fıkrası ise şöyle:
İbik Dayı: (1867-1943) Asıl adı İbrahim Özkul’dur. Ağın’da doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları Ağın’da geçtil. İbik Dayı, keskin zekâsının ve ince mizah yeteneğinin ürünü olan fıkralarıyla, yörede, haklı olarak büyük üne kavuşmuştur.
Onu yakından gören ve tanıyan akrabalarının anlattığına göre: “ İnce, uzun boylu, başında saçı, ağzında dişi olmayan, yaz-kış soğuktan hoşlanan, hafif kekeme konuşan bir kişiliğe” sahipmiş.
Hayrullah Orhan (1914-1986) Çece olarak tanınır. Beyelması’nda doğdu. Malatya’da hayata gözlerini yumdu. Askerlikten sonra bir süre Ankara Fişek Fabrikası’nda çalıştı, sonra Malatya Şeker Fabrikası’na nakletti ve emekliliğine değin orada çalıştı.
Hayrullah Çece: Şakacı ve nükte sever bir kişiliğe sahipti. Hemşerileriyle ve iş arkadaşlarıyla sıcak dostluk ilişkisini daima sürdürmüştü. Yardımsever bir kişiliğe sahipti. Tanıdığı her kişinin yaşamına ilişkin fıkraları vardı. Bulunduğu toplantılar neşeli geçerdi.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
ALLAH YARDIM ETSİN
Kohpinik köyünden birkaç kişi çaya balık avına giderler, birden yağmur yağmaya başlar, hemen torun altına girerler ve Allah yardım etsin açıkta kalana derler.
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
ATEŞ ÇIKARIYOR
Sakal tıraşı gelen İbik Dayı traş olmak için Berber Mehmet Ustaya gider. Berber İbik Dayının sakalını sabunladıktan sonra başlar sakalını kazımaya. Canı yanan İbik Dayı daha fazla dayanamaz.
-Yavrum Mehmet senin bu ustura neden yapılmış der. Berber sorunun asıl maksadını kavramadan cevap verir.
-Çelikten Dayı
-Belli der İbik dayı çelikten olmasa gözümden böyle ateş çıkarmı.
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
YOL VERGİSİ
İbik Dayının yaşadığı yıllarda hayvan besleyen kişilerden sayım vergisi, yol yapmakla yükümlü olanlardan ise yol vergisi alınırdı. Sayım vergisi Koyun, Keçi, İnek, Öküz gibi hayvanlardan alınır, At ile Eşşekten alınmazdı. Bir gün Aliuşağı mahallesinden Çavuş Emi hasta olan eşeğinden söz ederken;
-Eşek ölürse deriye yüzüp ineğin sırtına geçireceğim ki sayım vergisinden kurtulayım der. İbik Dayı’da
-Sen o deriyi kendi sırtına geçir ki yol vergisinden kurtulasın diyerek taşı gediğine koyar.
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
HEKMAT’IN TRENİ
Palaz Ahmet Dayı’nın oğlu Hekmat askerde parasız kalır. Babasından para istemenin yollarını düşünür ve Babasına güzel bir mektup yazar.
-Sevgili Babacığım, Ağına tren getireceğim, pazarlığını yaptım, ikiyüzelli liraya anlaştık, yüz lirasını verdim, geriye kalan yüzelli lirayıda bana gönderki gelince treni alıp geleyim.
Palaz Ahmet Dayı’da Hekmat’a yüz elli lirayı postalar ve gördüklerine,
-Bizim oğlan tren almış , askerden gelince getirecek der. Hekmat askerliğini bitirir ve Ağın’a gelir. Babası tren getirmediğini görünce,
-Hani Hekmat tren…der. Hekmat bunun da planını kurmuştur.
-Baba Vallaha treni tam feribota yükleyecektim. Namussuzun tekeri kaymasın mı yallah! Doğru denize yuvarlandı.
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
YAVRUSUNU DA BANA VER
Otomobilin Ağın’a ilk geldiği yıllarda, Beyelması (Hozakbur) köyüne bir kamyon gider. Köylüler arabanın etrafını çevirirler. Ayşe Bacı da arabanın etrafında dönüp durmaktadır, getirdiği bir burma otu kamyonun önüne koyarak, kamyon şöförüne döner.
-Nolursuz bunun yavrusu olursa onu da bana verinki seveem der.
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
KÜPÜ KIRIN
Kohpinikli kadının biri bir gün küpte yayık yayıyormuş, işi bittikten sonra yayığı temizleyip evin dışında bir yere koymuş, öküz gelip küpe kafasını sokmuş, komşularıyla birlikte ne yapmışlarsa öküzün kafasını küpten çıkaramamışlar. Köyde herkesin akıl danıştığı Fatime isminde bir kadın varmış, komşuları bunun üzerine kadına git Fatime’ye danış demişler. Bunun üzerine Fatime,
-Öküzün boğazını kesin demiş. Öküzün boğazını kesmişler başı yine çıkmayınca, tekrar Fatimeye danışmışlar, Fatime bu seferde,
-Küpü kırın, küpü kırın demiş.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
KOYUN POSTU
Çuhadargilin Sabri Dayı nın evine kız kardeşi Hatiçe Bacı üzüntülü ve heyecanlı bir vaziyete gelir.
Sabri Dayı,
- Bu ne hal bacı der, Hatiçe bacı ağlayaraktan.
- Ula Sabri o devrülesi Küzneli Ekrem ( Zamanın Belediye Başkanı) geçileri galdurirmiş, benimde iki tane geçim var, ben nedejeğim. Sabri dayı bunun üzerine;
- Üzülme bacı bundan kolay ne var, senin keçilerin kolik (boynuzsuz) değil mi? Oda sevinerekten
- Hee…der. Sabri dayı devamla
- Keçilerin sırtına iki tane koyun postu geçirdin mi, Çoban da bir şey anlamaz, belediye de. Bunun üzerine Hatiçe Bacı,
- Vay aklın da sevem seni de der ve kardeşinin boynuna sarılır. Sabri Dayı buna ilave olarak.
- Aman bacı kimseye söylemeyesin bu iş ciddi, bildiğin gibi değil der. Hatice bacı sevinerekten doğru komşusu Numan Amca’nın yanına gider (Numan Amca ise zamanın belediye meclisinde üye, keçilerin kaldırılması için birlikte karar alınmış) ve komşusuna,
- Nömen Efendi sende goyun posti var mi?
- Ne edeceksin gız diye karşılık verir. Hatiçe Bacı,
- Sabri dedi ki kimseye söyleme. Hatiçe bacı bakar çaresi yok, durumu anlatır.
- Goyun postini geçilerin sırtına geçürüp davara gatajağım der. Numan Amca gülmekten konuşamaz, olay kısa zamanda Ağın’da duyulur.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
YONCA TOHUMU
Çuhadargilin Sabri Dayı Zıraat Dairesinde çalıştığı yıllarda, Sabri Dayıyı tanıyan ve köyünde uyanık olarak bilinen bir köylü vatandaş yonca tohumu almak üzere Ağın’a gelir ve Sabri Dayanın yanına uğrar. Ondan Yonca tohumu ister ve Sabri dayı da o anda jeton düşer, yonca tohumunu vermek istemez, yonca tohumunun bittiğini bir hafta sonra geleceğini söyler. Bu arada Sabri Dayı üşenmeden inşaat telini alarak, penseyle küçücük tohum şeklinde doğrar ve küçük bir kese kağıdına kor, Köylü vatandaş bir hafta sonra tekrar Sabri Dayının yanına uğrar. İçi yonca tohumunu andıran, küçücük tellerle dolu kese kağıdını alır ve ağır olduğunu hissedince,
-Bu nasıl tohum ağır Sabri Dayı!… Diye sorar, Sabri Dayı’da
-Bu tohum yeni üretilen Amerikan malı der. Köylü vatandaş ikna edilmiş bir vaziyette köyüne döner. Hazırlamış olduğu tarlasına tohumu eker, belli bir süre bekler tabii ki tohum bitmez, üzgün bir durumda tekrar Ağın’a gelir ve soluğu Sabri dayının yanında alır.
-Bu ne biçim tohum? Bitmedi der. Sabri dayıda ciddi ve ikna edici bir tavırla,
-Bu tohumun özelliği bu sene bitmez, seneye fışkırır diye karşılık verir.
*(Bu fıkralar bahse konu Sabri Baykıt’un oğlu Mahir Baykut’tan derlenmiştir. Derleme: A.Remzi Erdoğan)
………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
ALLAH’LA GONİŞİRLER
Ağın’da bir düğün esnasında, düğün evinde oyun oynayan genç kızlar, ayrı düştükleri nişanlılılarına türkü yakmış söylüyorlar.
Bu türkülerden birinde Mevla’ya şöyle sesleniyorlar:
Mevla’ya sordum ki vuslat ne zaman?
Dedi: Kısmetse kavuşursun bir gün
Türküyü işiten bir nine hemen başlıyor tövbeye
-Tövbe, Tövbe!… Uşah nolir, ne günlere kaldık Kızlar Allah’la gonişirler.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
KONUK EŞEK OLURSA
Malatya Şeker Fabrikası Meydan Amiri; Hayrullah’a takılmak ister. Hayrullah, der; sizin memlekette gittim. Eşekten başka kimseyi göremedim.
-Elbette göremezsin, der Çece, bir memlekete vali gider onu vali karşılar. Kaymakam gider, onu kaymakam karşılar. Eşek gidince de onu eşeklerin karşılaması gayet doğaldır.
……………………………………………………………………………………………………………………………………………
İMAMIN KABAHATİ
Şenpınar’lı imam, komşusu yaşlı nineye akşam oturmasına gider. Kadının yanında, ilkokulda okuyan küçük bir torunu da vardır.
Üç kişi otururken, bir ara iman sesli bir kabahat işler ve vakit yitirmeden çocuğun üstüne yıkmak ister:
-Ulan kerata, ne yaptın öyle?
Çocuk şakın:
-Vallahi ben yapmadım Hoca Efendi, ninem yaptı.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
TANRI KATINA BİR DAHA VARSAYDIN
İbik Dayı namaz kılmazmış, ama kılmadığı için de üzülür, rahatsızlık duyarmış.
Allah, namaz vakitlerini ilkin “50 vakit olarak buyurur. Hazreti Muhammet de, Allah katına her çıkışında “ Ümmetim buncasına dayanamaz diyerek 50 vakti, 5 vakite kadar indirir.
Bunu öğrenen İbik Dayı; Hazreti Muhammet’ten şöyle dilekte bulunurmuş:
-Ne olurdu, Tanrı katına bir kez daha çıksaydın da hepsini kaldırtsaydın.
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
BENİ DE GILDIRLAYABİLİR MİSİN?
Togo ile Ömer Lütfi tavla oynuyorlar. Ömer Lütfi Togo’yu yeniyor. Sonra hızını alamayarak İbik Dayı’ya dönüyor:
Bugün şansım yerinde, önüme kim çıksa gıldırlıyorum. Gel sen de beni gıldırla göreyim diyor.
-İbik Dayı, iri yarı, şişman ve yusyuvarlak bir vücut yapısına sahip olan Ömer Lütfi’ye hemen yanıt verir:
-Ben seni nasıl gıldırlayam, seni ancak pizozlar gıldırlar.
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
GEL DE YATAH
Ethem Dayı’nın karısı Hadicik yalnız bir kadın. Kocası yıllar önce gurbete çıkmış, bir daha dönmemiş. Kadın yalnızlıktan bunaldıkça komşulara kaçıyor, ama gittiği evden de vaktinde kalkmıyor.
Bir akşam da Muhittin Emişgil’e camide yatsıyı kılıp dönüyor. Hadicik hala oturmakta. Yatma zamanı çoktan geçmiş, o yne kalkıp gideyim demiyor. Muhittin Emi camide yatsıyı kılıp dönüyor. Hadicik hala oturmakta. Yatma zamanı çoktan geçmiş, o yine kalkıp gideyim demiyor. Muhittin Emi’nin hanımı “ Ne yapsak?” diye düşünürken,
Emi: – Sen kalk, yavaştan yatağı sermeye başla, belki o vakit kalkar gider, diyor.
Yatak da seriliyor. Hadicik yine oturuyor.
Bu kez Muhittin Emi patlıyor:
-Hadicik, diyor ya kalk evine git, ya da gelki yatah.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
KAŞAĞI SESİDİR
İbik Dayı yine İpekböceği Müfettişi ile bir sohbete girmiştir. Daha doğrusu Müfetteiş, memleketi olan Amasya’dan ve Amasya elmasından söz etmektedir.
Bir ara Müfettiş övgüde abartıya kaçar:
-Bizde öyle elmalar olur ki, der, kulağını dibibinde salladığını vakit içinde çekirdeklerin şık, şık,,şık… diye seslerini duyarsın.
Bunu dinleyen İbik Dayı dayanamaz patlar
-Müfettiş Bey der, o senin duyduğun ses çekirdek sesi değil, kaşağı sesidir
Dava Vekili Ömer Lütfi, İbik Dayı’ya takılmak ister
-Sana bir soracağım, ama hiç düşünmeden hemen cevap vereceksin, der ve sorar. Hiç penceresi olmayan, kapısı kapalı ve içi üzüm dolu bir odaya kedi kapatılsa, çişi gelince bu kedi nereye pisler?
(Ömer Lütfi bu sorusuyla Dayı’yı yanıltıp, yöremizde yüzüm sözcüğünün üzüm şeklinde söylenişinden yararlanarak yanıtında üzümünün üstüne demesini beklerken)
İbik Dayı soluk almadan yanıtlar:
-Zoğna deliğinden geçerken dilinin üstüne pisler
Popularity: unranked [?]