
Ağın İlçe Halk Kütüphanemize Manas Yayıncılık tarafından birçok kitap hediye edildi. Kendilerine ilgileri için teşekkür ediyorum. Uzun süredir okumak isteyip çeşitli nedenlerle okuyamadığım Eğin’de Cirit Oyunu (Günerkan Aydoğmuş), Tahtasız Hoca (Feridettin Atatuğ) Elaziz’den Elazığ’a (Yurdal Demirel) kitapları okuyup sizlerle paylaşacağım. İlk kitabımız Tahtasız Hoca Romanı.

Kitapla ilgili daha önce çeşitli bilgiler verildi ben bu yazı da aynı şeyleri tekrarlamak yerine. Dünden Bugüne Ağın’ın değişen yüzünü veya değişmeyen yüzünü görmenizi istiyorum.
Abdullah Lütfi İlköğretim Okulu’nu bilmeyen yoktur, fakat okula adını veren Abdullah Lütfi Kimdir? Sorusuna cevap verebilecek insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez, cevap verenlerde bir iki cümle ancak söyleyebilirler.
Bizim eğitim anlayışımızın özünde kendi değerlerimizi tanımadan Galilei, Sokratesleri, tanımak var. Çocuklarımıza Türkçeyi doğru düzgün öğretmeden Fransızcalar, İngilizceler öğretmek var. Neden Milli Eğitim diyoruz? Milli Eğitimin başındaki “ Milli” sözcüğü neden var? Eğitimde milli esaslar yokken tekerleme gibi milli eğitim demek ne kazandıracak bize…
Öğretmen olmak, öğreten olmak…
Günümüzde sadece bir iş kapısı olarak görülen bu mesleğe insanlar öğretmek, öğretirken öğrenmek ve insanlığı aydınlığa kavuşturmak amacıyla yönelmiyor. Bu amaçlar çok geride kaldı. Abdullah Lütfiler yetişmiyor artık. 42 yıllık öğretmenlik hayatının sonunda kendisine verilen para ödülünü almayıp öğrencilerine ve okuluna bağışlayan ruhlar yaşamıyor artık.
Abdullah Lütfi, Tahtasız Hoca olarak biliniyor. Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli deriz biz. Kim faydalı bir iş yapmışsa, kim insanlığın yararına çalışmışsa toplumun gözünde ya tahtası eksik ya da DELİ’dir. En mukaddes görevlerden biri olan insanlık için çalışmak ve bunun anlamanı anlamayan insanlara daha bir bir şeyler öğretmek herkese nasip olmaz.
Ağın’da sağdan soldan çöp toplayıp çöp kutusuna atan birini gördüm. Sordum kim dedim? Deli, bunamış dediler. Deli dedikleri kişi bugün ilçemizde önemli kitaplardan imza atmış önemli bir halkbilimciydi. Başkasının attığı çöpü yerden alıp çöp kutusuna atmak ne kadar insanlık dışı bir davranış değil mi? Ne ahmaklık. Birileri hemen yanındaki çöp kutusunu kullanamayacak kadar akıllı, birileri de yerdeki çöpü alıp çöpe atacak kadar ahmak.
Bulduğu her fırsatta insanlara bir şeyler vermek amacıyla yılmadan çalışan. Kendini yakıp çevresine ışık saçan Abdullah Lütfi “ İnsan Olmanın Borcunu Ödemeliyiz” diyor. Ne demek istiyor? İnsanız işte elektrik, su borcu, tel borcunu da verdik eee başka ne borcu. Nerden çıktı şimdi bu borç meselesi? İnsan olmanın borcunu bile farkında olduğumuzu sanmıyorum. Bu borç veresiye defterine yazılan bir borç değil çünkü.
Kafadar Okuyor musun? Abdullah Lütfi Hoca’nın büyük, küçük herkese sorduğu bu sihirli cümlenin anlamı nedir? Okumak bu kadar önemli midir? İnsan neden okur? Okumak insana ne kazandırır ki.. Eğitim sisteminin önemini kavrayamadığı, ailelerin faziletini bilmediği, beynin gıdasıdır okumak. Düşmanın bile okumuşu olmalı öğrenecek çok şey var çünkü…
Beş yaşındayken, köyden ilçeye inmekte olan babası sorar;
-Ağın’dan sana ne getireyim?
-Elifba!
İleriki yıllarda da amelelik yaptığı inşaatta yiyecek almaya giden arkadaşı soracaktır;
-Çarşıya gidiyorum, sana ne alayım?
-Ariflerin Menkıbeleri adlı kitapla bir ekmek.
-Ekmeğine katık mı edeceksin kitabı?
-Ben katıksız da olsa ekmekle doyarım. Ama okumadan bilemem, okumadan öğrenemem. Bunun içinde kafamı doyurmam lazım.
Olaylar içinde bulunduğu dönemin şartlarına göre değerlendirilir. O dönemki zihin yapısıyla günümüz insanın zihin yapısını karşılaştırmakta bir mahsur görmüyorum. Ağın’da birçok kişi kütüphanenin yerini bilmez ama Ağın’da herkes kahvehanelerin yerini bilir. Neden mi? Ekmeğine katık yapmak için kitabı seçen zihniyetin yerinde yeller esiyor da ondan.
“Ağın ve Keban ilçelerinde tanınmaya başlanan Abdullah Lütfü, okuma yazma bilmesi nedeniyle çalıştığı Ağın tapu dairesinde tapu senetlerinin üzerinde ücretsizdir yazmasına rağmen okuma yazma bilmeyen vatandaşlardan memurların ücret almasını eleştirerek yöneticilerle kavga etti.”
Üzerinde düşünülmesi gereken, herkese anlatılması gereken ve örnek alınacak bir davranış tabiî ki anlayana. Abdullah Lütfi’nin Ağınlı olduğunu tekrar hatırlatayım. Bir insan nasıl olurda bu duygulara sahip olur. Elde kuran yürekte iman olunca, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır diyen bir dine mensup olunca neden olmasın?
Günümüz Ağın’ına bakalım. Bizim insanımızın üzerinde ölü toprağı var. Semazenler gibi kendi etrafında dönüp dolanıyor. Eleştirmek mi? Allah korusun !!! Haklı davanızda bile haksız düşersiniz. Çünkü döner koltukta sırtlarını halka çevirerek oturuyorlar. Ağın’da eleştiri oklarının hedefi olanların başında sanırım ben geliyorum. Neden çünkü istedikleri gibi yazmıyorum. Padişahın huzurundaymış gibi el pençe divan durmuyorum. Allah insana bir makama ulaşmayı nasip ettiyse bunun sorumluluğu ağırdır. Yalakalık yaparak Ağın’da istediğiniz makama kadar yükselebilirsiniz. Çünkü Ağın’ın yönetim şekli tamamen siyasi ilişkilere, çıkar düzenine dayanıyor. Al gülüm ver gülüm. Alan memnun satan memnun satılan zaten dünden memnun.
Abdullah Lütfi kiliseye gidiyordu. Bu yüzden ona Ağın’da ona “ Gavur” diyenler bile oldu. Bizim mantığımız her zaman düz olmuştur. Esnek bir zekaya sahip olmayı hiçbir zaman toplum olarak başaramadık. Şekilcilik diz boyu. Hazır kalıplarımız var ve bunları birilerine yapıştırmak için fırsat bekliyoruz. Sen şusun, Sen busun. “Bilgi müslümanın kaybettiği eşyasıdır.” Kaybettiğiniz bu eşyayı aramak için verilen mücadelenin ne kadar kutsal olduğunu söylemeye bile gerek yok. Abdullah Lütfi kiliseye mum yakmak için değil “Fransızca öğrenmek için gidiyordu. Fransızca, Almanca ve Arapça bilen bir hoca. Günümüzde birçok Profesör bile tek bir dili zar zor konuşurken üç dilde okuyup yazmak. Ne söylenebilir ki?
Abdullah Lütfinin bitmek bilmeyen eğitim aşkı Ağın insanında örnek olmuştur. Ağın demek muallim demektir.
Dediler ki; öyle bir gün geldi ki Anadolu’nun dört bir yanında çalışan öğretmenlere
Nerelisin diye sordular.
Her dört öğretmenden üçü:
Ağınlıyım! Dedi
Dediler ki karşılaşılan iki kişinin birbirine:
Kafadar okuyor musun? Diye sorması ülkemizde okuryazarın en az dolduğu yıllarda Ağın’da gelenek haline gelmişti.
Bir yazıda 42 yılını eğitim hayatına adamış birini tüm yönleriyle anlatmak mümkün değil. Zaten bu yazı bu amaçla yazılmadı. Ağın’ın yetiştirmiş olduğu önemli kişiler var. Bu kişileri tüm yönleriyle tanımak insan olmanın ilk borcunun ödenmesi demektir. Ağın insanın aydınlanması, ülkesinin karanlık günlerden kurtulması için meşale yakan Abdullah Lütfi diyince susmak bize yakışmaz. Bu nedenle “ Tahtasız Hoca” romanının okumanızı öneriyorum. Ağın’da kitabı okumak isteyenler için İlçe Halk Kütüphanemiz de kitap bulunuyor. Ağın dışında bulunanlar ise Manas Yayıncılıkla temasa geçip kitabı alabilirler.
TAHTASIZ SERKAN
Popularity: 1% [?]