"ağın,agın,ağın fıkraları,ağın türküleri,ağın haber,Elazığ,elazığ resimleri,elazığ haber,elazığ müziği,harput,çaydaçıra,elazığ ilçeleri,folklor"/>
8 Eylül 2010, Çarşamba

Ağın Köprüsünde Son Nokta

Serkan Güzeltarafından yazıldı. Şubat - 28 - 2010 4 Yorum

 

AĞIN KÖPRÜSÜ KONUSUNDA ŞİMDİYE KADAR YAZILMIŞ EN KAPSAMLI YAZIDIR !

Ağın Kültür ve Sanat sitesi kültürel içerikli bir site olsa da İlçemiz sorunlarına duyarsız kalması düşünülemez. Bu nedenle birçok sitede yer alan. “Ağın Köprüsünde Çalışmalar” başladı konulu yazıyla ilgili olarak ben de sitemizde bu konuya yer vermeye karar verdim.

Öncelikle bu yazı birilerini rahatsız edebilir. Çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür diliyorum. Bu yazı kimseye laf sokmak için yazılmamıştır. Edebiyatta bunun karşılığı “ Lafı Gediğine Koymak” olarak bilinir. Anlayana sivrisinek az. Anlamayana davul klarnet az. Tamamen mizah ağırlıklı bir yazıdır.

Ağın Köprüsüyle ilgili ciddi konuşmalar ve ciddi yazılar dikkate alınmadığından ben de onların anlayacağı şekilde yazmaya karar verdim.

Yazıma “Durmak Yok Feribota Devam” diyerek başlıyorum.

Ağın insanının köprünün bitmeyeceği konusundaki yersiz düşüncelerine çok üzülüyorum. GATA’ya alınmasam bu kadar üzülmem! Neden bu ümitsizlik. Allah size uzun ömürler verirse 100 sene daha yaşarsanız. Köprüyü görürsünüz… Ağın’da yaşıyorsanız tabi bu kadar uzun yaşamak zor olabilir. Biliyorsunuz bizler sigarayı altına tercih eden bir millet olduğumuzdan sağlığımıza pek önem vermiyoruz. Öyle ki “ Eczanenin yokluğu bile zorumuza gitmiyor. Herkes öyle kafasına göre eczane açamazmış. Hem nüfusuna göre konuşacaksın. Senin etin ne budun ne Ağın…. Ağın’ın en tenha olduğu zamanda yapılan nüfus sayımına göre ilçemizde zaten bir avuç insan yok mu (?)

Köprü konusunda yine de karamsarsanız. Bu karamsarlığınıza son noktayı koyuyorum. Siyasetçilerin halkı hatırladığı ender günlerden biri olan seçim gezilerinden Sayın Ulaştırma Bakanımız’ın yanına giden Ağın Heyetine ne dedi: Telefon açıp “ Mehmetçiğim yanımda Ağın’dan gelen bir heyet var. NE OLACAK AĞIN KÖPRÜSÜ diye sormadı mı? Sordu (?) Sayın Ulaştırma Bakanımız heyete dönüp ne dedi? Ağınlılara slm söyle. Köprünüzü yapacağız….

Yine karamsar mısınız?

“Hükümetimiz hangi işe el attıysa bitirmiştir. Ağın Köprüsü de Bitecektir” yine karamsarsanız.

“Sayın Bakan; ‘Ağın köprüsü ile ilgili proje değişikliğinin tamamlandığını, 2010 yaz aylarında köprü yapım işine başlanacağını ve 2-3 yıl gibi kısa sürede tamamlanarak vatandaşlarımızın hizmetine sunulacağı müjdesini verebilirsiniz,’ dedi

SİZE BİR MÜJDEM VAR? Müjdenin nasıl bir şey olduğunu bilmesem gerçekten müjdeli bir haber olarak algılanabilir. Nuh Tufanından beri beklenen bir köprünün 2010 yaz aylarında başlaması müjdeli bir haber. İşin daha güzel yanı ise 2 ve 3 yıl gibi kısa bir sürede bitmesi.

Yine karamsarsanız. Niyetinizden şüphe ederim. Sözünde durmayan hiçbir siyasetçi gördünüz mü siz (?) 2 veya 3 yıl içinde bu köprü bitecek denilmişse bu bir abartıdır bence. Bu çalışma temposunda bu köprü bir senede biter. Biliyorsunuz Malatya Milletvekili Ağın Köprüsüyle ilgili soru önergesi verdi. Bazıları neden Diyarbakır Milletvekilleri bu işi üstlenmedi diye kırgınlıklarını dile getirdiler. Çok üzüldüm. Seda Sayan’ın 6 Kocasından boşanması bile beni bu kadar üzmedi. Efendim Elazığ Millet Vekilleri; Ağın’ın Elazığ’ın İlçesi olduğunu pek bilmezler. Onlar da haklı, ilçemizde yerli insandan çok Diyarbakır, insanı olunca onlar burayı Diyarbakır vilayetimizin bir ilçesi olarak sanıyorlar. Zahar….

Neyse efendim. Serbest dolaşım hakkına saygımız var.

Aslında köprü konusunda çok önemli bir gelişme oldu. Kimse bu konuyu dikkate almadı. Ama bizden kaçmaz. “Ağın Köprü Projesi Hatalıymış” ne olacak bizim bu şansızlığımız. Kara bahtımız, kör talihimiz ne zaman gülecek. Hükümet Ağın Köprüsünü bu kadar yakından takip etmeseydi ne olacaktı?

Soruyorum size? Ne olacaktı halimiz?

Bu köprünün özelliklerini bilmeyenler için teknik bilgi vereyim. Aslında her Ağın’lı bu konuyu çok iyi bilir. Uzun süredir bu işin içinde olduğumuzdan malzeme olsa köprüyü biz bitiririz. Köprünün bir özelliği de “ Bu köprün dünyada eşi benzeri olmaması. Japonya’da bir tane varmış fakat bizimki farklı…. Model bu kadar farklı olunca projenin hatalı olması gayet doğal. Ama bizim için önemli olan bunun daha önce farkına varılmış olması.

Ya köprüyü ağına getirip siz bunun ölçüsünü yanlış almışsınız. Mal kısa geldi deseler di.. ne halt edecektik. Kısa gelen yerden feribot seferlerine devam mı edecekti. Tolun birazda dolu tarafını görün.

Ağın Köprüsüyle ilgili biraz araştırma yapalım. Öncelikle her şeyin başı google diyip, araştırmamıza başlıyorum. İlçemize hayırlı olsun…

 

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ SORULARI

Ağın Köprüsüyle Sırat Köprüsünün ortak özelliklerini yazınız?

 Cevap: İkisinden de geçmek kolay değildir.

DEYİMLER DE AĞIN KÖPRÜSÜ

Bir işin bitmeyeceğini anlatmak için kullanılır: Sanki Ağın köprüsü bitmeye…

GAZETE MANŞETİNDE AĞIN KÖPRÜSÜ

Tarih: 2050

Köprü bitti ama Ağınlılar göremedi. Nuh tufanından beri Ağınlıların beklediği köprü sonuçta bitti fakat ilçede hiçbir Ağınlı kalmadığı için kimse göremedi.

FIKRALARDA AĞIN KÖPRÜSÜ

Sırat Köprüsünün önünde uzun bir kuyruk. Görevli soruyor. Ağınlı var mı?

 Bir grup ayağa kalkıyor. Görevli;

 Sizin feribot saati daha gelmedi diyor oturun.

BEDDUALARDA AĞIN KÖPRÜSÜ

Ağın Köprüsü gibi malamat olasın…

AĞIN KÖPRÜ PROJESİ YANLIŞSA YENİSİNİ YAPARIZ!

Evet bu köprü işi için elimi taşın altına koydum. İnşallah argap filan olmaz. İlaç konusunda Haiti ile aynı kaderi paylaşıyoruz. Onlar bizden daha şanslı hiç olmazsa sağdan soldan ilaç gönderiyorlar. Neyse efendim argapla pizozla uğraşmayı bırakıp şu destek işine girelim. İki tane süper projem var.

PROJE I: Köprü yapımını bırakalım. Ağın’ı suyun karşı tarafına taşıyalım. Daha kısa sürede, daha az para harcayarak bu işin üstesinden gelebiliriz. Ciddi ciddi üzerinde düşünülmesi gereken bu projeye desteklerinizi bekliyorum.

PROJE II:Yok biz ille de köprüden geçeceğiz diyorsanız. İkinci projeyi açıklıyorum.

Gönderen: Serkan Güzel

Alıcı: Aziz Yıldırım

“Sayın Başkanım. Ben Elazığ’ın Ağın İlçesin de yaşayan kendi halinde bir insanım.Sizin takımla bizim ilçe aynı kaderi paylaşıyor. Siz Guiza’dan ne çekiyorsanız, Biz de köprüden çekiyoruz. Hem takımın geleceğini kurtarmak için, hem de ilçemizin geleceğini kurtarmak için bir önerim var. Guzia’yı satın. Parasını bize gönderin. Biz köprüyü bitirelim. Siz de takım kurtarın. Mektubumla birlikte bir kilo Ağın Leblebisini de gönderiyorum. Saygılarımı sunuyorum”

Allah hepimize uzun ömürler versin ki köprüyü görelim.

 SERKAN GÜZEL

ÖNEMLİ NOT: Bu yazıyı herkes birbirine göndersin. Her kim bu yazıyı 10 kişiye gönderirse yakın bir zamanda başına hayırlı bir iş gelecek. Her kim bu yazıyı başkasına göndermezse ” Ağın Köprüsünü Rüyasında Görecek. 

 

Popularity: 1% [?]

Turkcell Google Ağın Leblebisi

Serkan Güzeltarafından yazıldı. Şubat - 26 - 2010 1 Yorum

TURKCELL GOOGLE AĞIN LEBLEBİSİ

Yine gereksiz bir yazıyla karşınızdayım. Bazı arkadaşlarım bunları sen kesin bir yerlerden alıyorsun diyor. Hayır! Yazılarım tamamen kendi mahsulümdür. Örneğin; Google ile ilgili bölümü; Yıllar önce “ Google Başarı Öyküsü” adlı kitabın arka kapağında okuduğum bilgilerdir. Turkcell ile ilgili bölüm; Bir gazetenin vermiş olduğu ekte Turkcell kurucularıyla yapılmış röportajdan aklımda kalanlardır.

Markalaşma ve tanıtımla ilgili bilgi sahibi olmak için internette biraz araştırma yapayım dedim. Yabancı bir bilim adamının marka oluşturmak konulu yazısı alınmış ve her site bunu kullanmış. Yazı tabî ki de bizim ülke şartları düşünülerek hazırlanmamış bu nedenle faydalanamadım. Siz olsanız ne yaparsınız? Marka oluşturmak konusunda bir yazı yazmak gerekiyor ama yeteri kadar elinizde veri yok…

İşte bu sorunun çözümü:

Dünyanın gördüğü her başarı önce bir hayaldi. Ne güzel bir söz değil mi? İki tane doktora öğrencisi bir arama motoru geliştirdiklerini hocalarına söylüyor. Hocaları bunun olmayacağını, yapılamayacağını söylüyor. Bu öğrenciler çalışmalarının bir bölümünü de araba garajında sürdürüyor. Sonra ortaya ne çıkıyor biliyor musunuz? Herkesin kendi adından çok kullandığı “ GOOGLE”

Küçücük bir ofise gidiyorsunuz üç kişi oturmuş. Hayal kuruyor. Kulak misafiri oluyorsunuz. Cep telefonu diye ne olduğu konusunda bilginizin olmadığı bir konuyu konuşuyorlar. İçlerinden biri diyor. Bir gün dünya devi olacağız. Biz bu durumda bunların kafa iyi herhalde… Ne saçmalıyor diyip geçeriz. Bizim saçmalıyor dediğimiz o üç kişinin düşüncesi bugün…

“”TURKCELL: Wall Street’teki Tek Türk” başlıklı çalışma, California State University’de (CSU) işletme yüksek lisansı yapan öğrencilere ders olarak okutulmaya başlandı.”

Turkcell’in başarısı nereden geliyor? Öncelikle şunu söyleyeyim. Turkcell’in başarısını anahtarı; iyi hizmet, güçlü alt yapı değil. Turkcell ilk olmanın avantajını kullanarak bu başarıyı yakalamıştır. Bu başarının sürekliliğini de “ Başarılı Reklam” kampanyalarına borçludur. Bunları nereden mi biliyorum?

Turkcell’in birçok reklamının analizini yaptık. İşte basit birkaç örnek; Turkcell reklamlarında değişmeyen bir renk vardır. “ Sarı” sarı renk olmayan tek bir reklamı, tek bir afişi yoktur. Bu rengin özelliği şudur: Kendine güvenin işaretidir.

Çarşından Aldım Bir Tane Eve Geldim Bin Tane” Turkcell bu sloganı kullanmadan önce biz zaten bunu biliyorduk değil mi? Bu yıllardır halkın belleğinde yer etmiş, cevabı nar olan bir bilmece değil midir?

Bu reklamı bir defa duymamız yeterli oldu. İşte reklam budur: Az sözcük kullanmak, halkın benimsemesini sağlamak ve unutulmamak. Turkcell “Türk Kültürünü” iyi biliyor. Bunu çok iyi kullanıyor.

Ağın Leblebisi’ni marka yapmak; Google kuruluşu kadar imkansız, Turkcell’in kuruluş hikayesi kadar saçma bir düşünce değil mi? Tecrübelerim bana şu göstermiştir. Bir işe girdiğinizde insanlar ne kadar çok olmaz derse bunlar saçma işler derse başarı şansınız o kadar yüksektir. İnsanlar hep alışılmış şeylerden hoşlanır çünkü. Ben yazımı burada bitiriyorum.

Şimdi sıra siz de düşünün, üretin, yazın paylaşın.

SERKAN GÜZEL

 

Popularity: 1% [?]

Müzik Ziyafeti Başlıyor

Serkan Güzeltarafından yazıldı. Şubat - 26 - 2010 5 Yorum

Elimdeki zengin türkü arşivini belirli aralıklarla paylaşma kararı aldım.

En kısa sürede indirme linkleri eklenecektir.

Popularity: 1% [?]

Ağın'ın Sembolleri

Serkan Güzeltarafından yazıldı. Şubat - 25 - 2010 4 Yorum

 

Küzne Köyü’nden Mevlüt Köprülü

Ağın’ın tanınmış melül kişilerinden biri olan Mevlüt Köprülü; etrafa zararı dokunmayan, çok dinleyip, az ve olumlu konuşan, günlerinin çoğunu emniyet binasında geçiren hafi öne eğik düşecekmiş gibi yürüyen birisiydi. Okuması yazması yoktu.

Bir kış akşamı, Koçan’daki yukarı kahvede sobanın yanındaki okey masasında oyun oynayanlardan daha fazla bir kalabalık bir seyirci topluluğu, iddialı oyunu dikkatli bir şekilde izlemektedirler. Bunların arasında Mevlüt  de vardır. Oyunda son el oynanmaktadır ve sayılar birbirine çok yakındır. Sıfır yapan canını kurtaracaktır. Ayaktakilerden biri, Mevlüt’e şaka yollu, “ Mevlüt, sakın A…’nın elini söyleme “ der. Heyecan son haddini bulmuş ve ortalık oldukça sessizdir. Aynı kişi, ikinci defa yine” Mevlüt, sakın elini söyleme” der. Ayaktakilerden bir başkası, “ Yahu… Mevlüt’ün okuması yazması mı varki elini söylesin der. Bu söz üzerine içerleyen Mevlüt, “ Niye oğlum, niye okumam yazmamyokmuş. Elindeki iki taşı ters çevirmiş. Açsın ki söyleyem” ( Okeylerin yeri belli olmuştur) sözü üzerine ıstakalar ters çevrilir, herkes kahkahaları koyuverir. Oyun bitmiştir.

Bahadırlar ( Zabulbar) Köyü’nden Hakkı Ayhan

Hakkı Ayhan, Bahadırlar (Zabulbar) Köyü’nden olup, Zeki Özer’in üvey kaynıydı. Gençliğinde, çiftliğinde çalışırken bir nedenden dolayı Ağın’da cezaevine düşmüş ve yapılan baskılar sonucu aklını kaybetmiştir. O günden sonra melül melül gezmeye başlamıştır. Bu durum karşısında önce karısı kendisini terk ederek Tepte Köyü’ne gitmiştir.

Hakkı; önceleri El sanatları Eğitim Merkezi, Belediye ve Aş evi tarafından koruma altına alınmış ve sivil elbise giymediğinden tüm giysileri jandarma karakolu tarafından temin edilmiştir. Denizli Köyü’nden şoför Yusuf Canpolat’ın asker arkadaşı olarak 6 ay İskenderun’da askerlik yapmış ve tüm ömrünü Ağın’da geçirmiştir.

Soğuk bir kış gününde eniştesi “ Hakkı gel bizde kal. Yazın yine evine gidersin” der. Hakkı’ya Kuzgeçe Mahallesi’nde Zeki Dayının Bahriefendigil’den aldığı evde, kış odasında yerini yapar. Hakkı’nın rahatsızlanan ve istenmediği Analığı da oradadır. Fırtınalı ve soğuk bir günde Hakkı dışarı çıkmaz. Eniştesi ve ablası tarafından yemekleri hazırlandığı bir sırada, Hakkı ile Analığı da ocak başında karşılıklı ateş karşısında oturuyorlarmış. Hakkı bir şeyler söyleyeceği zaman pürdikkat bakarmış. Zeki Dayı o anın farkına varıyor. Dikkatlice seyrediyor. Hakkı, Analığına, “ He yavrum he, nedesin, yerin rahat. Sen bıçak Zeki kuyruk.  Kes kes’ye diyor. Havalar ısınınca da vukuat çıkmadan Hakkı yine eski yerine dönüyor.

El sanatları Eğitim Merkezi’nde kaldığı dönemlerde, bir öğlen paydosunda personel salonda çaylarını içerken, hava yağmurludur. Hakkı Çece nerelerde ise ıslanmış ve ayakları çamur içinde salona girer. Kendisi ıslanmış ve üşümüş olduğundan, herkesin sıcak yerde oturmasını ve çay içmesini hazmedemez. Gözleri yuvasından fırlamış gibi Venkli Metin Öztürk’ün üzerine yürür. “ He ulan, hazıra konmuşsuz! Der… Et benden, patates benden, bulgur, pirinç mercimek benden, ekmek çay benden…” dedikten sonra Metin’in yakasına yapışır. “ Ulan, atın mı var, katırın mı var , et kesecek satırın mı var? Ulan yiyip içip bir de üzüme karşı gülirsin” der ve birbirlerine girerler. Bu sırada müdür muavini Mehmet Bey araya girer. Hakkı esasen ona da çok kızmaktadır. Salonda diğer oturanlar da araya girip zorla onu bir sandalyeye oturturlar. Mevlüt bir sigara verir. Akif çayını getirir ve sonunda durum düzelir. Hakkı, az önceki halin neydi?” deyince kalkıp ona da sarılır ve şöyle der. “ Anam, sizlere ganım gaynir. Sizleri çok sevirim.” Yağmur dinmiştir. Hakkı tekrar araziye çıkar.

Tarlabaşı Mezrası’ndan Kurdik Dayı

Kısa boylu, yüzü güleç, kalın camlı gözlüğünün altında gözleri parıl parıl parlaylan, hesabını kitabını bilen, gençliğinde güçlü kuvvetli, çiftinde çubuğunda olan, kimseye karışmayan ve komiklik yapan iyi bir aile reisiydi. Kurdik Dayı yaklaşık 5-6 yıl önce ne yazık ki onu da toprağa yolladık.

Ağın’a gelebildiği zamanlarda Berber Fevzi Dayı’nın Koçan’daki dükkanında oturur ve tıraş olmak için sıra beklerdi. Gelip gidenlerden, çok iyi anlaştığı Serhan Polat’ı sorar ve oraya gelmesini söylerdi. Serhan eğer seferde değilse, Kurdik Dayı köye dönene kadar beraber olup sohbet ederler, sonra Serhan onu köye yolcu ederdi.

Bir gün Tarlabaşı (Haskini) Mezrası’ndaki arazi anlaşmazlığı için, mahkeme keşif için araba tutar. Şoför Serhan Polat’tır.Savcı, hakim, tapu müdürü, ve diğer görevliler (Rıfkı Serttaş, İbrahim Erdemli), dosyalar ve daktilo makinesi ellerinde Haskini’ye giderler. Köydeki davacı, davalılar ve şahitler de dava konusu olan araziye çoktan gitmişlerdir. Kurdik Dayı durur mu, o da merakından orada hazır bulunmaktadır. Katip dosyayı açmış, hakim de iddianemeyi yüksek sesle okumaktadır. “ Kuzeyi dağ, güneyi Yaşar’ın, doğusu Çoşkun’un, batısında Kemal’in tarla ve meşeliği bulunan arazide… “ dediği sırada, Kurdik Dayı birden patlıyor. “ Vay kerhaneci deyyus vay, ula buraları benden eyi tanir” diyor. Hakim, “ Bu kimdir? Gel bakalım buraya” deyince, köylülüler özür dileyerek uzağı görmeyen Kurdik Dayı’yı hakim beye tanıtıyorlar.

Beyelması ( Hozakpur) köyünden Mehmet Çakaralmaz

Kendi halinde yaşayan, hiç kimseye zararı dokunmayan ailesi ve tüm Ağın halkı tarafından çok sevilen, bakılan ve korunan sonradan melülleşmiş birisidir. Bu yazımda sizlere Mehmet’in yanı sıra diğer bazı kişilerin yaşantısı ile fıkra haline gelmiş olaylardan birkaçını anlatmaya çalışacağım.

Üzerinde en çok durduğu şeyler, şapkası, tek kol giydiği ceketi, kemeri ve şalvarıdır. Bir üzerine giydimi hiç çıkartmasını bilmez. Ağın’dan çokça sigarasını temin ettiğinde köyüne döner. Beğendiği sigara üstü çizgili filan( Üçüncü Sigarası) olup, sigarasını yatıncaya kadar birbiri peşine yakar. Fazla kibrit kullanmaz. Köye gidene kadar, yolun belirli yerlerinde kendi tabiri ile Garajları (Dinlenme Yeri) vardır. Yalnızca yer, içer. Ekmeği cebinden hiç etmez. Çünkü yolda kendisine alışkın köpeklerini besler. Dağum ağacından da kuvvetli bir sopası vardır. Sol kolu pek çalışmaz. Fakat sağ kolu bir şahmeran’dır. Çiğ yumurtayı çok sever. Üstüne pul biber atılmış zeytin tanesini, üç öğün olsa yer.

Bir gün köyde iken rahmetli annesi, Mehmet’in üstünü değişmesi için çok sevdiği kücük bacısına ocakta su taşımasını söyler. Mehmet, Daha dün yıkandım” diyerek banyo yapmaya itiraz eder. Çeşitli vaatle üzerine sevdiği bacısının sözünü kıramaz. Banyoya sokarlar. Çok farklı bahanelerden sonra, Mehmet sonunda, “ Su sıcak” der. Kardeşi avludaki bakraçla suya bakar ve “ Bu su bayat. Git çeşmeden taze su getir” der. Annesi, bunun üzerinde kızına yeni su getirmesini söyler. Kız kardeşi bakracı alıp avluda, çeşmeye gidip dönme süresince bekledikten sonra içeri girer. “ Mehmet bak, taze suyu getirdim” der. Mehmet şöyle bir bakraba bakar. Sonra suya bakar. “ Yok, bu su taze değil” der. Anneleri “ Anam kızım, git çeşmeden doldur da gel” diyerek kızını çeşmeye gönderir. Geçen bu süre içerisinde Mehmet birkaç kez “ Ben yıkanmıyorum” diyerek banyodan çıkmak ister. Tam bu sırada kız kardeşi, “ Mehmet bak suyu getirdim” diyerek banyoya girer Mehmet tekrar yukarıdan aşağıya bakracı ve suyu gözden geçirdikten sonra, bu kez. “ Tamam” der.

Banyodan sonra odasında köşesine çekilir, sigarasını yakar ve sofra önüne gelir. Mehmet halinden çok memnundur. Kız kardeşi, Mehmet’e “Anam Mehmet, sen o suyun bayat olduğunu, çeşmeden o an  doldurulmadığını nasıl bildin? Diye sorar. Mehmet “ İlkin avluda bekledin bekledin geldin. Sanki anlamadım. Kız kardeşi, “Ey… İkinci sefer nasıl anladın diye sorunca, Mehmet, “ Gözüm kör mü? İlkin bakracın etrafı kuruydu, ikinci seferde ıslanmıştı ve bakraç suyla tam doluydu” diye cevaplar.

Bundan yıllarca önce, bir yaz günü Koçan’daki kahveyi Necmettin Akkaya’nın işlettiği dönemde kahve oldukça kalabalıktı. Oyun oynayacak masa bir tarafa oturacak bir sandalye bile yoktu. Mehmet iki sandalyeyi birden işgal etmiş, birinde oturuyor, diğerinde de, çay, sigara ve kibritini koymuş yalnızca sevdiği insanların yanına çağırıp oturması için işaret ediyordu. Kolay kolay da hiç kimseyi pek yanına sokmaya yanaşmıyordu. Kiminden çay talebinde bulunuyor ve adamın “ Mehmet, daha çayın bitmemiş” demesi üzerine etrafındaki adamlara dönerek, “ Yav, bu da bişeyden anlamıyor. Sen nedesin, söyle çay gelsin, o da yedekte kalsın. (Çayı soğuk içer.) Bir başkasından üstü çizgili ister.(3 Sigarası) ve sigaralar anında gelir. Bilmeyenler sandalyesine veya eline uzatırlar. Getirenlere” Ulan git” der. Orada huyunu bilenler” Duvarın üstüne… taşın üstüne koy” derler. Mehmet düşüncesine göre veya gideceği zaman gider alır. O süre içerisinde hiç kimse sigaraya el uzatamaz. Yoksa sopası ile ikaz eder

Keyifli zamanlarında; Kemal Atatürk, Zübeyde Hanım, Fevzi Çakmak, Karabekir’den bahseder. Karabocik’ten(Neşe Karaböcek), Muazzez Türüng’den türküler söyler. Gözüne kestirdikleri ile oyun bilmediği halde kağıt oynar. Karışık destesini ikiye böler. Karşılıklı birer birer atarlar. Ellerinde kağıt bittimi, Mehmet tek eliyle hepsini toplar. “ Ben seni yendim, çabuk çaylar gelsin” der.

Kahvede o gün, Mehmet’in etrafındaki kalabalık dağılmıştı. Tek başına oturmuş çayını içtiği sırada, bizleri seyreden tanımadığımız bir adam, Mehmet’in sözleri ve davranışları hoşuna gittiğinden onu konuşturmak istedi. Mehmet sertçe, sandalyesini uzağa koyması için eliyle işaret etti. Tabiî ki Mehmet yalnız tanıdıkları ile ilgilendiğinden, o adam ne dese ağzını bıçak açmıyor ve ters ters bakıyordu. Adamın çay, şapka, sigara, kibritten bahsetmesi de Mehmet’i açmamıştı. Tam o sırada yanımızdakilerden birisinin “ Mehmet ne o, bu adamı nerden tanıyorsun?” demesiyle birlikte, Mehmet tüm heybetiyle ayağa kalktı ve sopasını yere vuraraktan “ Abey… Abey… Hele şuna bak. Yel vurdukça sütleğen de başını sallar ,tevek dalıyım diye söyler” dedi. Bu söz üzerine o şahıs kahveden ayrıldı ve Mehmet de arkasından “ Get ulan, get… diye bağırdı.

Ağın Düşün ve Sanat Dergisinden Mart Nisan 2009  (Orhan ERCAN)

Popularity: 1% [?]

Kapı Tokmakları

Serkan Güzeltarafından yazıldı. Şubat - 24 - 2010 4 Yorum

 

KAPI TOKMAKLARI

Balcılar Mahallesi eski adıyla Apuşma’da fotoğraf çekerken hem gurur duydum hem de çok üzüldüm. Gurur duydum çünkü; zengin bir milletiz, köylerimiz açık hava müzeleri gibi Üzüldüm. Bizim kadar tarihinden habersiz. Kültürüne yabancı. Evdeki antika eşyayı verip yerine mandal veya naylon leğen alan başka bir millette yoktur sanırım.

Müzecilik dersinde dünya müzelerini incelerken, insanların bulamadıkları eşyaların yerine plastikten yapılmış minyatürlerini yaptığını ve bunları sergilediklerini görmüştük. Biz ne yapıyoruz? Sahip olduklarımızı yok ediyoruz. Parçalıyoruz. Kırıyoruz. Satıyoruz.

Apuşma’da fotoğraf çekerken gözüm bir evdeki kapı tokmağına ilişti. Kapı tokmakları göründüğünden çok daha fazla anlam taşır. Çeşitli makalelerden yararlanarak kapı tokmakları konulu bir yazı hazırladım.

Türk İnsanın Düşünce Yapısı

“Kapı tokmakları çift halkadan müteşekkildi. Bunlardan aslan başı motifli ve büyük olanı kalın çiçek motifli ve küçük olanı da ince ses çıkartırdı. Eğer eve bir erkek misafir gelmiş ise kalın sesli tokmağı tıklatır içerdeki ev sahibi gelenin beyefendi olduğunu anlar kapıyı evin beyi açar bey yoksa mahremiyete uygun olarak kapı açılırdı. İnce sesli tokmağın sesi duyulmuş ise gelenin bir hanım olduğu anlaşılır kapıyı evin hanımı açardı.”

Kapı, tüm dünyada olduğu gibi Anadolu evinde de önemli bir ögedir. Ailenin sosyal ve kültürel kimliğini belirler. Tokmaklar da aynı şekilde içeride yaşayan topluluğun sosyal durumunu simgeler. Zenginin kapı tokmağı kalın, ağır süslüdür, pirinçtendir. Fakirin ise ince, basit, demirden ve halkadandır.

Kimi, kapıların üzerinde ana tokmakların altında ikinci bir tokmak vardır. Kapıdan büyük tokmağın sesi geliyorsa, gelen misafir erkek, küçük tokmağın sesi geliyorsa gelen misafir kadındır. Zor durumda kalan birinin kapı halkasını tutması kapıya sığınmak anlamındadır. Bektaşilerde kapı üç kere çalınırdı. Birincisi Allah, ikincisi Muhammed, üçüncüsü Ali’yi ifade etmekteydi. İki kanattaki halkalar birbirine kurdela ile bağlanmışsa evde kimse yok demekti.

El formundaki tokmaklarda kimi elde yüzüğün hiç olmaması, kimi elde orta parmakta veya yüzük parmağında yüzüğün olması ev sahibinin bekar, evli ya da dul oluşunu simgeler. Eve gelen konuk tanıdıksa kapıdaki halkayı, yabancıysa kapı tokmağını vurmaktadır. Böylece ev sahipi evdeki durumu ona göre ayarlar. El şeklindeki tokmakların kapıya vuran kısmında iyiliği, bolluğu, sonsuz hayatı simgeleyen nar meyvesi bulunmaktadır. Kişinin içeridekilerle ilk teması bu bereket sembolünü tutan ele dokunarak başlar.

Kapı halkalarının bir kurdela ile sıkı sıkı bağlanması evde kimsenin olmadığını, gevşek bağlanması evdeki kişinin yakın zamanda döneceğini, sadece bir halka bağlandığı takdirde evde insan olduğunu gösterir.

İşte Türk insanın hayat görüşü, işte bir yaşam felsefesi, işte bir dünya görüşü… Dünyada böyle bir uygulamanın eşini ve benzerini biraz zor görürsünüz. Türk insanın yaşam tarzını ne güzel özetliyor değil mi? Ağın’da birçok evde bu kapı tokmaklarını rahatlıkla görebilirsiniz. Bizler demirden kapı yaptırınca eski kapıları yakıyoruz veya olmayacak işlerde kullanıyoruz. Ne kadar acı bir durum değil mi? Yaşayan bir tarihi kendi elimizle yok ediyoruz.

 Kapı tokmaklarının her biri değişik biçimlerde yapılmış olup üzerlerinde kartal, kuş, yılan gibi hayvan motifleri, ejderha, insan ve medusa figürler, stilize edilmiş bitki motifleri ile birlikte geometrik desenler bulunmaktadır.

Bu figürler zaman içinde değişime uğramışlar, Müslümanlığın kabulünden sonra hayvan ve insan tasvirleri azalmaya başlamış bir süre sonra da yok olarak yerlerini sade şekillere, halkalara, oval ve yuvarlak formlara bırakmışlardır. Bütün bunların rastlantı olmadığı insanların inanışları ve töreleri doğrultusunda geliştiği ortadadır.

Yılan Başı: Urartular zamanında yapılan formlarda yılan başları var. Urartular, yılan başlarını şeytanın evlerine girmemesi için işlemişlerdir. Bunlara Selçuklular döneminde de rastlanmaktadır

Aslan: Aslan; en çok kullanılan motiftir. Kuvveti ve kudreti temsil eder. Kötülükten ve düşmandan koruyan unsur olarak yapılır.

Kartal: Kartal kudret, kuvvet ve koruyucu ruh olarak kabul edilmiştirEjderha: Ejderha çifti karanlık ve kötülükle savaşı sembolize eder.

Kapı Tokmakları Örnekleri Kemaliye (Demircioğlu Web Sitesinden Alınmıştır)

Popularity: 1% [?]

Turan Gezer

Serkan Güzeltarafından yazıldı. Şubat - 19 - 2010 6 Yorum

 

TURAN GEZER  (DILO)

Yöremiz Turan Gezeri yirmi yaşlarındaki bir delikanlıyken tanıdı. Dayısı Çingene Aziz’le birlikte köyleri dolaşır, hayrat bahçelerdeki dut ağaçlarının gölgesinde kurulan Çingene çadırlarında yatar, kalkardı.

Dılo’nun Çingenelerle ve Çingene uğraşlarıyla ilişkisi sadece bu çadırlarda barınmakla kalırdı. Onun elekçilikle bir ilgisi yoktu. O kemanına ve sanatına hayran toplulukların arasında yaşamayı yeğlerdi.

Dılo’nun büyük tutkusu kemanı, aşkı ve sanatıydı. Kendisi gibi bir Çingene olan dayısının kızı Seher’e deliler gibi aşıktı. Kemanı ile ezgi tutturur.

Dayı kızını verecek mi?

Verecek verecek

Ya da;

Seher beni seviyor

Seher benim olacak, olacak,

Diyerek aynı sesleri ve ezgiyi kemanın tellerinden çıkarmaya çalışır, bunu da ustalıkla başarırdı.

Çingene Aziz’in kafilesi köye geldiğinde, Dılo’nun sanatına saygı duyan kişiler Aziz’i kıskaca alırlar, kızını bu garip Çingene’ye vermesi için baskı yapmaya çalışırlardı. Bu istek ve baskılara dayı Aziz’in yanıtı her zaman aynı idi.

Kızımı Dılo’ya veremem. Dılo bir Çingene gibi yaşamıyor, yaşayamaz da. Bu nedenle o kızıma bakamaz, kızımı aç ve yoksul bırakır” derdi.

Aziz’e göre Çingene erkekliğin evini geçindirebilmesi için “ Çingene Zanaatı “ elekçiliği iyi bilmesi ve yapması gerekliydi. Aziz, kızı Seheri, ona kara sevdalı olan Dılo’ya vermedi. Kendisi gibi elekçilik yapan bir Çingene genciyle evlendirdi.

Dılo gerçek bir halk sanatçısı idi. Ağın ve çevresi başta olmak üzere, Arapkir, Kemaliye, Keban gibi komşu ilçelerde çevrelerinde ve daha geniş alanlarda kemanının sesini estirirdi. Yakın zamana kadar, birkaç kuşak yetişen gençlerin düğünlerini yapan Dılo, ayrıca çağrıldığı tüm eğlenceli toplantılara da isteyerek koşardı. Düğünlerde ve toplantılarda sanatını şevkle yapmaya çalışır, pratik alanda ustalığını kanıtlardı.

Dılo zamanla ünlü bir kişi oldu. Yöremizde geniş bir alanda onun adını duymayan, kemanın sesini dinlemeyen kimse kalmadı. O herkesin hayranlığını kazandı. Ağın Dergi’sinin bir sayısına “ Kapak Resmi” bile oldu. Seçkin tiyatro sanatçısı ve yönetmen hemşerimiz Rüştü Asyalı (Ağın’da Tiyatro Olur mu?) başlıklı yazısında, Dılo’nun kemanını dinlerken, nasıl etkilendiğini şöyle anlatıyor:

“Benim için en güzel tiyatro Dilo’ydu o an. Yüz anlatımıyla, bedenin kıvraklığıyla kemanından Dılo’nun büyük aşkını sevgisini dile getirerek dökülen parçaların öyküsünü oynayan,canlandıran, çok usta, çok güçlü tiyatrocuydu bu insan “

Kaynak: Dünden Bugüne Ağın

 

Popularity: 1% [?]

Apuşma (Balcılar Mahallesi)

Serkan Güzeltarafından yazıldı. Şubat - 19 - 2010 5 Yorum

Eski Adıyla Apuşma yeni adıyla Balcılar Mahallesi…

Kapanmış kapılar birer birer, viran olmuş bağlar bahçeler, zuvağda oturanlar da kalmamış, çeşmeden su taşıyanlar da….

Çocukluğumda köye sık sık gelir giderdik. Bu köy benim hayatımda önemli bir yere sahiptir. Bu yazının mürekkebi göz yaşı ve özlemdir.

Tarihçe: 300 yıl kadar önce muhtelif yörelerden göç eden üç ailenin, Balcılar’a gelip yerleştiği ve köyün ilk sakinlerinin sonların oluşturduğu sanılıyor

Konumu: Balcılar, Ağın’ın 3 km güneyinde, Osmanbaşı Tepesi’nin arka yamacında, mahalle konumuna dönüştürülen köylerden biridir. Doğusunda yeni Kaşpınar köyü, batısında Karayazılar ve Aladağ, güneyinde Pulur Tepesi vardır. Köy sırtını Aladağ uzantısına yaslamış olup, hafif güneye meyilli bir arazide kurulmuştur. Şirin bir köydür. Göç başlamadan önce 21 hanede 80.90 dolayında kişi yaşıyordu. Şimdi ise 6,7 hane devamlı oturmaktadır.

 

Balcılar’ın arazisi engebelidir. Toprak az verimlidir. Bu nedenle bağcılık, meyvecilik ve sebzecilik yapılmaktadır. Balcılar’da üretilen ve çevrede üne kavuşan en önemli ürün  “bal”dır. Köyde balcılık, Kara Kovan denilen ve bu işle uğraşan her evde üretilen kovanlarda yapılır. Kovanlarda yetiştirilen arıların “ Oğul verme” mevsimi ilgiyle izlenir. Bars petekten çıkınca, peşinden taşlar çalınarak bir ağaç dalına kondurulur. Aksi halde, oğul arılar çok uzaklara gider. Ağaçtaki arılar, oraya götürülen kara kovana alınır. Alınan bu bars, an arı kovanlarında ayrı yerde bakımda tutularak bir yıl beslenir. Bir yılın sonunda bal vermeye başlar. Arılara kesinlikle dışarıdan yiyecek verilmez. Arı hep doğadan taşır getirir. Bal peteklerini bile arılar yapar ve bal ile doldurur. Ürün yılda iki kez, ilkbahar ve sonbaharda alınır.

 

Apuşmanın Meşhur Zuvağı

Bir zamanlar bu zuvağ apuşmanın en hareketli yerlerinden biriydi. Özellikle akşamları genci yaşlısı toplanır burada sohbet ederdi. Köyün yaşlı insanlarının ellerindeki değnelere dayanıp buraya gelişleri ise benim anılarımda bugün bile yaşar.

Köyün Tanınmış Bazı Kişileri;

Apuşmalı Bilal kimdir? Kimlerdendir bilmem. Ama bugün bile şu sözünü unutmam. Akıllı olun yoksa sizin kulağınızı keserim. Bu söz zihnime öyle bir yer edinmiştir ki. Apuşma diyince mutlaka bu amcayı hatırlarım.

Selim Çece: 1920’li yıllarda Balcılar muhtarı olarak görev yapan ve tüm köylülerden beğeni toplayan saygın bir kişi. O yıllarda iki jandarma köye gelen ve Selim Çece’ye saygısızca davranan tahsildarı yerinde yanıt vererek utandırması hala anlatılır.

Vahap Ağa: Latif ve Vahap kardeşlerin dedesi. 100-150 yıl önce yaşadığı ve çevresine hükmeden sert, ama iyilik sever bir ağa olduğu söylenir

Abdurrahman Hoca: Köylerde imamlık yapmış. Çevrede yardımseverliği ve dinsel sohbetleri ile ün salmıştır.

Topal Yusuf Emi: Çerçi, Arapkir, Kemaliye, Çemizgezek, Ağın çevresinde yaptığı alış-verişlerde tüm veresiye satış yaptığı ve hesabını sağlam tuttuğu, ancak okuryazarlığı da olmadığı söylenir.

Çocukken köyde hiçbir evde su yoktu. Bu nedenle yaşlısı genci çeşmeden evlere su taşırdı. Apuşma’da su taşımak için geliştirilmiş bir araç vardı. İnsanlar sırtlarına yarım metre genişliğinde bir soba alırdı. Bu sobanın uclarından aşağı doğru sarkan iki tane zincir olurdu. Zincirlerin ucundaki çengellere su kapları asılır, taşıma işlemi öyle yapılırdı.

Çocuklar ise genellikle su kabağıyla taşıma işlemini yapardı. Sabah kalktığımızda yüzümüzü yıkamak için bu çeşmeye gelirdik.

Kaç tane bağrı yanığın susuzluğunu giderdin çeşme… 

 

 

 

 

 

Bu şatoyu andıran ev de bizim evimiz.

 

Kendimi bildim bileli bu ev böyle durur. O Kadar yağmur yağar, kar yağar bu eve bir şey olmaz. Bir süreliğine okul olarak kullanıldığını da hatırlatalım

Bu bir düğen tahtası…. Bir zamanlar çocukların en büyük eğlencesi.

Apuşmadan İnsan Manzaraları

Apuşmadan İnsan Manzaraları

 

Şunların güzelliğine bakın.

 

Apuşmada akşam oluyor.

 

 

Popularity: 1% [?]

Ağında Perşembe Pazarı

Serkan Güzeltarafından yazıldı. Şubat - 19 - 2010 9 Yorum

Ağın Perşembe Pazarı

Perşembe günleri kurulan pazar ilçemize  canlılık katıyor.  İğneden, musluk contasına kadar aradığınız herşeyi pazarda uygun fiyatlara bulabiliyorsunuz.

Pazarcılarla ilçemiz insanın diyalogları ise görülmeye değer. Yok abla lafımı olur. Paran yoksa kalsın abla haftaya verirsin.

Pazara giriş yapalım.

Pazarımızın demirbaşlarından bir abimiz. Kendimi bildim bileli Ağın’a gelir

Çerez reyonu; Ağın leblebisi haricinde tüm çerezler bulunur. Bu arada abimizin ağzı hiç boş durmaz ne zaman görsem mutlaka bir şeyler yiyor.

Sebze meyve reyonu: Sebzeleri meyveleri istediğini kadar elleyebilirsiniz.

Gıldır Gıcik Reyonu: Adı üstünde aradığını tüm gıldır gıciği bu reyonda bulunabilirsiniz. Kahtalı Mıçı’nın gençlik kasetlerinden tutun da don lastiğine kadar herşeyi bu reyonda bulabilirsiniz.

Gıldır Gıcik Reyonunda aldığınız ürünü deneme şansınızda var. İşte bir musluk ve kontrol eden bir amcamız.

Her yer de pazar var. Arkam, önüm, sağım, solum pazar.

Foto makinesini elimde gören beni de çek şöhret olmak istiyorum diyor fakat ben seçici davranıyorum ve bu haftaki

Pazar Şöhreti Olarak ; Gökhan YILDIZ arkadaşımı seçiyorum.

Başka bir pazarda görüşmek üzere…

Popularity: 1% [?]

Dut Ağacından Masa Yapmak

  Ağın’da kimse farkın da olmasa da bir halkbilimci yaşıyor. Soruyorlar sen ne okudun diye? -Türk Halkbilimi diyorum… EEE. Ne olacan şimdi [...]

Ağın Sandığa Ne Atar?

 AĞIN SANDIĞA NE ATACAK Bu yazıyı sandıktan ne çıkar diye merak edip okuyacaksanız boşuna okumayın çünkü bu amaçla yazılmadı. Bu [...]

Topaç Çevirmeyeli Kaç Yıl Oldu?

   Topaç Çevirmeyeli Kaç Yıl Oldu? Yıllardır çocukların elinde ne bir misket ne de bir topaç görüyorum. Bizim zamanımızın en [...]

Tolla Su İçerdik Bir Zamanlar

  Nerde bir tol görsem aklıma çocukluğum gelir. Her evde duvara asılı bir tol mutlaka vardır. Her çeşmenin başında bir [...]

HE Mİ YOĞ MU GÜNCEL ANAYASA TARTIŞMASI

Zamanın birinde Ağın’dan biri Erkan Yolaçın Evet, Hayır yarışmasına katılmış. Tabi Erkan Yolaç’ın tüm çabalarına rağmen bizim Ağın’lı ne evet ne hayır demiş

Güncel Meseleler

GÜNCEL MESELELER ÜZERİNE KISA YAZILAR KPSS (KAMUYA CEMAATTEN ADAM ALMA SINAVI)     Ülkemizde büyük bir işsizlik sorunu var. Milyonlarca [...]

Ağın’lı Tahtasız Hoca

  Ağın İlçe Halk Kütüphanemize Manas Yayıncılık tarafından birçok kitap hediye edildi. Kendilerine ilgileri için teşekkür ediyorum. Uzun süredir okumak [...]