"ağın,agın,ağın fıkraları,ağın türküleri,ağın haber,Elazığ,elazığ resimleri,elazığ haber,elazığ müziği,harput,çaydaçıra,elazığ ilçeleri,folklor"/>
9 Eylül 2010, Perşembe

 

Yapımcılığını UZMAN FİLM’in üstlediği, senaryosunu ARSLAN KACAR’ın yazdığı, geçici adı BARAJ olan sinema filminin çekimleri, Mayıs ayında ELAZIĞ’da başlayacak. Film 1965/1974 yılları arasındaki zaman diliminde, Elazığ Keban Barajı mağdurlarını anlatmaktadır. Elazığ kültürü, gelenekleri, folklorü, türküleriyle harmanlanan BARAJ sinema filmi, oyuncu kadrosuyla izleyicisinin benimsediği bir film olmayı amaçlıyor. Günümüze kadar hiç anlatılmamış Keban Barajı’nı ve sonrasını, gerçek öykülerden oluşturan film, ülkemiz de hala sürmekte olan baraj projesine çözümler sunacaktır. Filmdeki kahramanlarımız çevremizde gördüğümüz insanlardır. Mizah ağırlıklı anlatımıyla, duygusal ilişkilerin yaşandığı filmde, cehaleti komik ama hüzünlü örnekleriyle göreceğiz. Toplumsal yaşamın kanayan yaralarının, eğitimle çözümleneceğine dikkat çekmenin gerekliliğini vermeyi hedefliyor.

Elazığ da yaşayanlar, Keban Barajı’nın yapımına başlandığı yıllarda, toprakları su altında kalanların sorunlarıyla, kent yaşamını etkileyen sosyal ve ekonomik değişimlere tanık oldular. Keban barajı bize ne verdi ve bizden ne aldı, sorgulanması gereken bu noktadır. Keban Barajı, Elazığ’a kâğıt üzerinde zenginlik verdi.

Barajın, kentin sosyal yapısına da önemli ölçüde zarar verdiğini görmezden gelemeyiz. 1970′li yılların başında, baraj yapımı için yapılan kamulaştIrma çalışmalarında insanlara, önemli sayılabilecek miktarlarda para verildi. Bugün ki parayla, binlerce insan milyoner oldu. O güne kadar iki kuruşu bir arada görmeyen binlerce eğitimsiz, bilinçsiz insana, akla hayale gelmeyen paralar dağıtıldı. Sanayi konusunda bilgi ve eğitim verilmeden ödenen bu paraları, insanlar hiç bitmeyecekmiş gibi düşünüp kullandı. Aldıkları paraları değerlendiremedi. Para alan vatandaşların bir kısmının, kentte kurulan çeşitli fabrikalara ortak oldular. Sanayi bilgisi olmadan bu sektöre yatırım yapan insanların, profesyonel yatırım anlamında başarılı olamadıklarını, paralarının battığını gözlemliyoruz. Eline demetle para verilen köylü, devlet tarafından yönlendirseydi, daha önce köylü bu konuda eğitilseydi, yaklaşık yüz fabrika açacak para vardı. Ama sadece bir tane fabrika açıldı. Köylünün elinden nakit parayı aldılar. Ortak sistemi diyerek, köylüyü fabrikaya ortak ettiler. Yirmi sene sonra aynı parayı bir çocuk harçlığı gibi geri verdiler. Alınan paraları gerçek anlamda değerlendiremediği için, sonradan da zararını çektiler. Elazığ ekonomisi o günlerde müthiş bir sıcak parayla tanıştı, kentin ekonomisinde bir canlılık yaşandı. Emlak ve gayrimenkul satışlarında patlama oldu. Öyle ki, herkes ?Barajcı? avına çıktı. Bunların başında kumarhane ve pavyonlar geliyordu. Binlerce eğitimsiz insan kente yerleşti ve elinde avucundakini bilinçsizce harcadı, kandırıldı. Keban Barajı nedeniyle ödenen paralar, 1980 yılına kadar bu insanları idare etti. Bugün hala gecekondularda yaşıyorlar. Kanal üstü dediğimiz üniversitenin Zafran’a doğru olan mahallelerinde, bu perişan ailelerle karşılaşmak mümkündür. Keban barajı, bize verdiklerinden çok ama çok şey aldı götürdü. Bir daha geri vermemek üzere?

Popularity: 1% [?]

Destanların Efendisi’ne Vefa Coşkunluğu (24.05.2005) Serve Kabaklı ( Tercüman Gazetesi)

AĞIN, Elaziz’in gurbete en çok insan gönderen ilçesi… Ağın, aynı zamanda okuma yazma oranı bakımından Türkiye’nin şampiyon ilçesi… Analar, acıyı sevince katık ederek doğurdukları, binbir çileyle büyüttükleri yavrularını, vakti saati gelince hep gurbete yollayadurmuşlar… Gurbete giden okumuş, doktor olmuş, subay olmuş, öğretmen, mühendis, ticaret ehli olmuş, ama ille de adam olmuş, ‘Gençosman diyarı’ yeşil ve garip Ağın’ı unutmamış… Ağın’ın köyleri, ilçe merkeziyle, general, profesör, yazar şair çıkarmakta yarışır olmuşlar…

Bugün Ağın’ın nüfusu ilçenin girişindeki tabelada 3 bin 650 olarak yazılı… Ama biliniz ki Oğuz Türkmen geleneğinin beşiği olan ‘Harput- Elaziz İkl”minin’ vefakar ve cefakar evladı ‘Türk oğlu Türk’ Ağın, gurbete gönderdiklerini şöyle bir ‘sıla-yı rahim’e çağırsa, nüfusu derhal 20 katına çıkar…

Genç Osman soyundan…

AZİZ gönüldaşlarım, daha önce de arz ettiğim gibi, ‘Malazgirt Marşı’ adlı şaheserine; ‘Aylardan Ağustos, günlerden Cuma’ mısraıyla başlayan ve 1992 Yılı’nın, Cuma ile buluşan 21 Ağustos günü Hakk’a yürüyen ‘Destanların Efendisi’ Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nu, vefatının 13′üncü yıldönümünde anmak üzere 21 Ağustos Pazar günü Ağın’daydık…

20′inci Yüzyıl’ın En Büyük Destan Şairi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu hocamız, 1929 yılında Ağın’ın Tatarağası Mahallesi’nde 2 katlı, 7 odalı bir kerpiç evde doğmuştu. Öğretmenlik mesleğini seçen ve yıllarca Elaziz’in köylerinde öğretmenlik yaptıktan sonra, Mill” Eğitim Bakanlığı bünyesinde İlköğretim Müfettişliği, Şube Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlük gibi görevlerde bulunan Gençosmanoğlu, emekli olduktan sonra bir süre İTÜ Türk Musik”si Devlet Konservatuarı Genel Sekreteri olarak çalışmış, daha sonra halen hadimliğini yürüttüğüm Türk Edebiyatı Vakfı’nın Müdürlüğü ile birlikte Türk Edebiyatı Dergisi’nin de Yazı İşleri Müdürlüğü görevlerini yürütmüştü. Cennetmekan ‘Türklük Mücahidi’ İsa Yusuf Alptekin’in ısrarı üzerine bir süre Doğu Türkistan Vakfı’nda yöneticilik yapan ve Doğu Türkistan’ın Sesi Dergisi’ne emek veren büyük şairimiz, Türkiye Gazetesi Kültür ve Sanat Sayfası’nı yönetirken, Türk şiiri adına ardında destan destan şaheserler bırakarak ebed” aleme göç etmişti…

‘Destanların Efendisi’ Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun soyu, ‘İptida Bağdat’a sefer olanda, bıyığına kavratamadığı tarağı tenine kavratan ve Bağdat Şehri’nin surlarında bayrak bayrak destanlaşan Genç Osman’a dayanıyor. Bu az”z şehidin hatırasına hürmeten, Bağdat Seferi’nin hemen sonrasında ‘Tatar Ağalığı’ mansıbı verilen Genç Osman’ın nesli, asırlar boyunca Ağın’ın Tatarağası Mahallesi’nde ‘Gençosmanoğlu Sülalesi’ olarak hayatlarını şerefle ve gayretle sürdüregelmişler…

İşte vefa bu!..

TÜRK Edebiyatı Vakfı olarak; Müslüman Türk Milleti’ne asırlara ışık tutacak destanlar ve şiirler armağan eden ‘Destanların Efendisi’ Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’na ahde vefa göstermek boynumuzun borcu idi… Ağınlı hemşehrilerimizi İstanbul’daki yüz akı Şerif Aydemir dostumun teklifi ve Ağın Haber Gazetesi’yle ortaklaşa düzenledik ‘Hakk’a Yürüyüşünün 13′üncü Yıldönümünde Destanların Efendisi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’ adını verdiğimiz ‘vefa borcu’ programını… Elazizli ve Ağınlı vefakar dostlarımızın, kişi ve kuruluşlarımızın coşkulu desteğiyle, doğum yeri Ağın’daki anma programı ‘Altay’da kurultayın toplandığı güz’e dönüştü… Sabahtan gece yarısına kadar devam eden faaliyetler sırasında Niyaz” Yıldırım hocamızın o çilekeş, o mütevazı, o mütebessim çehresi geldi gözlerimin önüne… Sanki Büyük Ülkü Şehidi Süleyman Özmen’in hatırasına yazdığı o firaklı ağıttaki gibi gururla haykırıyordu…

‘Ağın’da kurultayın toplandığı güz menem!..’

Elazığ Valisi Kadir Koçdemir, iyi bir idareci olduğu kadar ilim ve kitap sahibi fikir ve kültür adamı… hepsinden önemlisi yiğit bir gönül adamı… Gencecik, pırıl pırıl bir idareci olan Ağın Kaymakamı Erdinç Filiz’i sizlere nasıl anlatsam!.. En iyisi harikulade bir kültür eseri olan ve Ağın’ı kültürüyle ve bütün özellikleriyle tanıtan ‘Ağın’a Yolculuk’ adlı nefis kitabı zikredeyim ki ‘ümit filizi’nin ufkunu tahmin edebilesiniz…

Bizler Türk Edebiyatı Vakfı adına 6 kişiydik. Ben ve eşim, ‘Türkülerin Efendisi’ Esat Kabaklı, İsa Kocakaplan ve eşi ve ‘vakfımızın anası’ Belkıs İbrahimhakkıoğlu… Ağın Haber Gazetesi sahibi Lokman Öztürk, Genel Yayın Yönetmeni Rıfkı Öztürk, Yayın Koordinatörü Faik Akkaya, Yayın Kurulu Üyesi Ahmet Samur ve ille de Şerif Aydemir… Ağın Feribotu’nda sabahın 8′inde karşılayıp, Ali Uşağı Mahallesi’nde, çınaraltı- çeşmebaşı kahvaltılı sohbetine misafir ettiler bizi önce…

Ardından Şener Bulut ve Bedrettin Keleştimur öncülüğünde, Fırat Üniversitesi’nin tahsis ettiği servis otobüsüyle ve özel araçlarla, Elaziz’in, Harput’un kültür pınarından nasiplenen kültür ve dava erleri doldurdu şirin Ağın’ın cadde ve sokaklarını… Elazığ Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu’nun gönderdiği Mehter Takımı, Çınaraltı’nda nevbet vurmaya, Gençosmanoğlu’nun ‘Malazgirt Marşı’nı icra etmeye başladığında toplanan şuurlu kalabalık coştukça coştu.

Cami” Keb”r’de, öğle namazını takiben Kuran-ı Kerim tilaveti ve Mevl”d ziyafeti… Ağınlı hemşehrilerimiz ‘Bu cami böyle bir cemaati ancak bayram namazlarında misafir edebiliyor’ diyerek sevinçlerini dile getiriyorlar…

Saat 15.00′te ‘Destanların Efendisi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Açık Oturumu…’ Adını taşıyan kültür merkezinde, iğne atsanız yere düşmez. Bir o kadar vefalı insan da salonun dışında kalıyor. Elazığ Valisi Kadir Koçdemir, Ağın Kaymakamı ve Belediye Başkanı, çevre ilçelerin kaymakamları ve köylüsü kentlisi ama ille de okumuşu ve yazmışı ile Ağınlılar, Elazizliler… Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı olarak yönettiğim bu açık oturumun konuşmacıları Türk Edebiyatı Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İsa Kocakaplan, Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Yar. Doç. Dr. Tarık Özcan ve Yazar Günerkan Aydoğmuş… Gençosmanoğlu’nu şiiriyle, sanatıyla, destanlarıyla anlattılar ve bir defa daha ‘gül gönüllere’ nakşettiler…

Niyazi Yıldırım Hoca’nın en büyük evladı Talat Gençosmanoğlu ‘Malazgirt Marşı’ ile gönülleri gönendirdi. Kızı Aygün Gençosmanoğlu, ‘Kerkük Destanı’ adlı uzun ağıtı okurken salonu dolduranlar, gönüllerinden göz pınarlarına yürüyen yaşlara hakim olamadılar… Niyazi Hoca’nın ablası Nezihe Hanım, kardeşleri Nevzat ve Faruk beyler de, torunu Mehmet Raşit ve diğer akrabalarıyla birlikte oradaydılar. Nevzat Gençosmanoğlu aile adına teşekkür için kürsüye geldiğinde, 1 hafta önce PKK terör çetesinin menfur mayın tuzağından kılpayı kurtulmasına rağmen, Alacakaya ilçesindeki terörü telin mitingine katılan Elazığ Valisi Kadir Koçdemir’e; ‘Kahraman Valim, sizler görevde olduğunuz sürece devletimizi hiçbir güç yıkamayacaktır’ diye hitap edince, dakikalarca alkışlandı…

Bu arada Türk Edebiyatı Vakfı tarafından yaptırılan 3 metreye 1.5 metre ebadındaki tabela, adını taşıyan kültür merkezi önüne dikildi ve doğduğu eve de bir plaket asıldı.

‘Türkülerin Efendisi’…

VE sıra geldi ‘Gençosmanoğlu’nun Türküleşen Destanlarıyla Esat Kabaklı Halk Konseri’ne… Elazığ Valisi Kadir Koçdemir, açık oturumdan sonra bir başka toplantı için gittiği Elazığ’dan gün içinde 2′nci defa Ağın’a gelerek bu konserde seyircilerin önünde eşi Hanımefendi’yle birlikte yer aldı, böylece Türk kültür ve sanatına saygı ve sevgisini bütün nezaketiyle göstermiş oldu.

3 bin 650 nüfuslu Ağın’da İbrahim Taşel dostumuzun himmetiyle hazırlanan konser alanında, 5 binin üzerinde insan vardı… Sunuculuk yapan Gazeteci Arif Çakmak, Ağınlı gençlerden kurulu halk oyunları ekibini davet etti önce… Çevre ilçe ve köylerden, hatta Elaziz’den, Malatya’dan gelen coşkulu kalabalık karşısında, ‘Türkülerin Efendisi’ Esat Kabaklı, tam 2.5 saat boyunca coştu ve gönülleri coşturdu… Ve gece yarısına doğru, ‘Destanların Efendisi’ne, dualar, rahmetler okuyarak; gönül huzuruyla, gönlümüzü Ağın’da bırakarak yeniden düştük ‘Vatan gurbeti’nin yollarına… Önce doğduğumuz mübarek şehir Elaziz, sonra ver elini ‘can içre can’ İstanbul!..

Popularity: 1% [?]

Ağın Notları (22.11.2003) Bedrettin Keleştimur (Elazığ.Net)

19 Ekim tarihinde Elazığ’ın şirin ilçesi Ağındayız. Gün boyu dolaşıyoruz. Dostlarla sohbetteyiz. Ağınlı hiçbir meselesini problem yapmamış.. Hayata sürekli güzel bakmış/ güzel görmüş/güzel yorumlamış…

Evet!. Elazığ’a 85 km uzaklıkta bulunan Ağın’ın belki de, kaderini değiştirecek; ‘köprü…’ inşaatında bizlere anlatıldığı kadarıyla ‘göl suyunun çekilmesi…’ bekleniyor. Ağınlı bizlere, köprünün yapılmasıyla birlikte; Karasu Vadisinin her iki yakasında yer alan yerleşim birimlerinin eski canlılığına kavuşacağını/ bu yörelerin tabii güzelliğinin iç turizmi canlandıracağını belirtiyorlar… Bizlerde aynı görüşleri paylaşmaktayız. Öyle ki, Ağın, Kemaliye, Arapkir üçgeninde son yıllarda ekonomik canlılık göze çarpıyor. Ağınlı genellikle bürokrasi hayatımızda önemli rol oynuyor…Kemaliye ve Arapkirli hemşerilerimiz ise özellikle, ‘iş dünyasını…’ tercih etmişler. Ama bir şey var ki, gurbette ki Ağınlı, Kemaliyeli, Arapkirli çok iyi organize olmuşlar…Ankara, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok şehrinde ‘yardımlaşma dernekleri…’ kurmuşlar. Ağın İlçemizde son yıllarda bu yönde güzel hareketlilik göze çarpmaktadır. Elazığ’daki Ağınlılar Derneği, şehrin merkezinde artık bir buluşma adresi olmuştur. ‘Dayanışma ve Yardımlaşma Kültürü…’ bizlerin hala ayakta kalan en güzel örflerimiz arasında yerini korumaktadır.

Evet!. Ağında, rahmetli Ekrem İsbir’in o güzelim konağını geziyoruz. Ekrem İsbir; Ağın’ın ilk belediye başkanıdır… 1954 tarihinde ilçe olmasında ve Ağın’ın yeniden yapılanmasında büyük hizmetleri olmuştur. Bir garip tecelli;

İki gün önce Elazığ’da, Çekül Vakfının Fırat Havzası Projesini heyecanla Prof. Dr. Metin Sözen’in ağzından dinliyoruz. O tarihi kentler projesinin belki de ilk adımını Ekrem İsbir’in konağında atıyoruz… Göz Doktoru Nevzat İsbir ve Ziraat Mühendisi Nihat İsbir bu tarihi mekanı artık aslına uygun şekilde onarmak için ilk adımı atmışlar bile…Büyük bir zevkle bu konağı geziyoruz.. Nihat İsbir bizlere, bu tarihi eserin 1895 tarihinde yapıldığını söylüyorlar…Ağaç işlemeciliğinin göz alıcı zarafetiyle kendinizi bu güzel esere teslim ediyorsunuz…Sofadan içeri adım attığınızda içiniz ferahlıyor… En mahir sanatkarın elinden çıktığı belli olan ağaç kemerler bir farklı duygu sizlerde uyandırıyor…İnce ve zarif sanat dekorlarıyla gözünüzü alan ters tavanlı büyük odalar!.. Bu konakta, ilk defa ‘beton duvarların ahenksiz ve gösterişsiz…’ nem kokan köhne yapısından uzaklaşıyorsunuz… Sanki bir anda kendinizi ‘tabiatın kucağında…’ hissediyorsunuz…İç ve dış dünyanız arasında muazzam bir ahenk nasıl kurulmasın bu güzelim çatılar arasında?.. Sanat ve Edebiyat meclislerinin en coşkulu hatıralarıyla nasıl dolup boşalmasın bu mekanlar?..

Ağın!. Ekim ayının artık o nazlı/ niyazlı günlerinde…Evlerde/ocaklarda artık ‘kış hazırlıkları…’ başlamış bile!.. Bağ bozumu yapılmış…Cevizler üzüme batırılmış…Bostanlar, ‘güz mevsiminin…’ son demlerini yaşamakta!. Bağ bozumunun hemen akabinde ilk soğukların düşmesiyle; narlar, ayvalar kilerleri dolduracak… Şenlikleriyle artık dile gelen Ağın leblebisi ve badem gelen misafire yapılan ilk ikramlar arasında yer alıyor!.

Ağınlı nasıl bilinir; ‘gurbetle…’ Mayıs ayından itibaren dolup taşan ak toprakların güzel beldesi Ağın; garip hülyalara dalar!. Yalnızlığın içli sessizliğine bir anda bürünür…Bağrından sanat, edebiyat, ilim ve mütefekkir çıkaran bu şirin ilçenin elbet çözüm bekleyen problemleri var… Ağınlı, her ne hikmetse kendi meselesini ‘inatla dillendirmiyor…’ Yüzü zaten hiçbir zaman asık olmamış…Hele devlete olan ‘sadakati…’ bütün diyarlara emsal olacak seviyede…

Evet!. Ağın’a özellikle dışarıdan gelen öğretmen olsun, bir başka çalışan olsun ‘barınma…’ sıkıntısıyla karşı karşıya kalıyor. Bizlere anlatılan; Belediye’ye ait dört katlı bir mekanın ‘öğretmen evi…’ olarak tahsisi problemin yumağını çözecek gibi…Ağın’ı gerçekten seven bir Valimiz varken, Eğitimin altyapısından gelen bu şehrin bağrından çıkan bir Milli Eğitim Müdürümüz varken bu problemde bütünüyle çözümlenir diyorum. Lokantasıyla, berberiyle, kütüphanesiyle, misafirhanesiyle ve diğer tesisleriyle bir öğretmen evi ilçe için büyük bir ferahlama getirecektir…

Ağınlıdan öğreniyoruz…İlçenin kanalizasyonu hiçbir arıtma olmadan Keban Baraj gölüne akıyormuş!.. Ağınlı kendi çevresi üzerinde titriyor.Çevreyi ‘canlı organizma…’ olarak tarif ediyor…Ve, ilgililerden acil yardım bekliyor.

Ağın, belki bir küçük ilçe ama, Bağdat Fatihi Genç Osman’ı bağrından çıkarmış… Aynı ruhu taşıyan bir güzel insan, destan şairimiz Niyazi Yıldırım hala hatıralarıyla Ağın için yazdığı o nefis şiirleriyle ruhlarımızı okşuyor!. Ağın’dan yetişen şahsiyetlerin isimlerini takdir ve şükranla anmak istiyorum. Ağınlı olmak bir ayrı zevk.. Bu zevki doyasıya bir kısa günde olsa Ağınlıyla yaşadık…

Popularity: 1% [?]

Ağın’da Kültür ve Sanat Buluşması (11.08.2009) Bedrettin Keleştimur (Günışığı Gazetesi)

7–8 Ağustos 2009 tarihlerinde Ağın’da tarihi bir buluşmaya imza atılıyordu. Ağın’dan söz ederken şüphesiz ki, ‘beşeri ve fiziki anlamda küçük ve imkânları oldukça sınırlı olan coğrafyasında büyük dehaları çıkararak çevresine sürekli ışık saçan, vatan coğrafyasını bir baştan öte başa derinden etkileyen Ağrı misali cevheri içinde gizemli bir heybetli belde!’ ifadelerini hiçbir zaman kulak ardı edemem…

Ağın İlçesi bir bakıma; Keban, Arapkir ve Kemaliye(Eğin) üçgeni içerisinde zarif duruşunu sürekli korumuş ve öyle ki, kökleriyle bu coğrafya üzerinde ‘gönül havzası’ oluşturmuştur. İstanbul’da yayın hayatını sürdüren “Ağın Haber Gazetesi” olması gereken bir çalışmaya imza atıyordu. Bırakınız sizler, Arapkir Bağ bozumu, Kemaliye(Ağın) Halı, Çemişgezek Peynir ve Dut şenlikleri yapılsın. Bunların her birisi bulundukları ilçenin tabii zenginliklerini sergiliyor. Ağın’a yakışan ise belki de üzümden de, leblebiden de, nardan da önemli olarak gördüğümüz, ‘kültür ve sanat şenliğidir!’

Doğumunun 152. yıldönümünde Abdullah Lütfi Hoca’yı(Tahtasız Hoca) bir 24 Kasım’da anma programında Ağın ile ilgili şu ifadeleri sarf ediyorduk; “Bağdat’ın kapısını açan Genç Osman’ın yüreğindeki Alperen Ruhuyla gördüğüm Ağın; Çanakkale’ye en fazla şehit vererek âlâ-i makama yükselerek şühedanın manevi iklimi ile taçlanan Ağın; Fethi Gemuhluoğlu gibi kadim bir dost yüzü ile bizlere selam veren Ağın; Niyazi Yıldırım’ın kaleminden destanını ezberden okuduğumuz Ağın ve ecdat hatıralarıyla bir daha dile gelen o güzide muallimler ordusu ile 24 Kasım’ın şu müstesna gününde asıl alkışlara layık güzide beldemiz Ağın…”

Kültür ve Sanat Şenliği çerçevesinde, 7 Ağustos 2009 tarihinde yapılan ilk oturumun ana konusunu “Ağın Kültürünü Mayalayan İnsanlar ve Eğitime Adanmış Hayatlar” oluşturuyordu. Bu sahanın uzmanlarını bir araya getiren bir toplantı elbette ki, insana gönül huzuru verecekti. Prof. Dr. Zafer Gençaydın, Prof. Dr. Füsun Üstel, Prof. Dr. Ahmet Buran, Dr. Tahsin Öztürk bizleri tarihi kimlikle buluşturuyorlardı.

Bazen kabına sığmayan bir küçük ilçe, aşılayıcı bir rüzgâr misali rahmet bulutlarını bozkır Anadolu’ma taşıyacaktı! Mehmet Nuri Yılmaz’ın gün boyu devam eden, “Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu” ve “Fethi Gemuhluoğlu” gibi Türkiye’yi, eserleriyle, gönül iklimleriyle bezeyen iki ismin hayatı anlatıldığında, ‘aman Yarabbim!’dedim… Bu narin ve zarif ilçene ne büyük bir lütfun…

Ali Selmanoğlu, Dr. Metin Eriş, Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, Emin Sezer, Emin Işık, Sadık Yalsızuçanlar, Nazım Payam, Olcay Yazıcı, Bestami Yazgan ve Yusuf Dursun bizlere iki deha insanı anlatmak için Ağın’da bir araya gelmişlerdi! Sanki koca bir tarihi zihin atlasından bir daha Ağın’ın gaye ve ufuk iklimlerine seriyorlardı. Niyazi Yıldırım Ağın’ı anlatan şiirlerinde bugünlerin insanına soruyorlar; “Ab-ı havasının özelliği var,/ Ömrümüzde onun tazeliği var,/ Sorarsan ne gibi özelliği var?/ Gönül gözüyle bak, Kör gibi değil”

Elâzığ Valisi Sn. Muammer Erol’un sabah ki, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Oturumuna katılmaları… Yine Malatya Valisi Doç. Dr. Mehmet Ulvi Saran’ın öğleden sonra yapılan Fethi Gemuhluoğlu oturumuna katılmaları bir bakıma, Ağın’da, Elâzığ- Malatya buluşmasının da çok önemli bir faktörü oluyordu!

Ağın Kaymakamı Soner Zeybek ve Belediye Başkanı Mustafa Yentur’un Ağın Haber Gazetesinin hazırlamış oldukları bu organizasyona desteklerini görmekten de haz duyduğumuzu burada belirtmek isterim.

Ağın, biliyoruz ‘başı ağrılı…’ Dert yumağına nasıl selam duracaksınız ki? Ağın ismi, günümüzde iki heceyi birlikte sizlere yaşatıyor; Sıla ve Gurbet!

Belki de, her Ağınlı için su kadar, hava kadar, toprak kadar önemli bir olgu, ‘köprü…’ Bu köprünün her iki ayağı bizlere sadece bir sanat abidesini hatırlattı! Onun ötesinde, mahrumiyet ve kendi içine kapalı bir mahcubiyet edası!

Ağın Haber Gazetesi başta Şerif Baydemir ve Lokman Öztürk’ten oluşan ekipleriyle bir önemli rolü üstlenmişler; ‘sıla ile gurbet arasına sancısız köprü kurmak…’

1954 yılında ilçe olan Ağın, Elâzığ’a 85 km uzaklıkta… Suyun ötesinde olması belki de hafızalarda o uzaklığı daha da ıraklaştırıyor, derinleştiriyor! Ne demiştik, Elâzığ’ın en küçük bir ilçesi; 17 köyüyle birlikte, 268 km2… Ve bir tatil kenti görüntüsü sizlere veriyor; Baraj sularına olan kıyı şeridi, 70 km…

Babıâli’nin ağabeyi, Türkiye’nin muhtarı, insan mühendisi, tek başına okul, görünmeyen hizmetlerin adamı gibi sıfatlarla anılan Fethi Gemuhluoğlu isminde birleşecek bir Ağınlı neler yapamaz ki! Yeter ki, sırtını ne ata ocağına ve nede o sıcak iklimin mimarlarına dönmesin!

Kahramanlık dendiğinde, sizleri ses pınarlarının çağıltılarına kadar götürecek isimlerin başında şüphesiz ki, Türkiye’nin ve gönül coğrafyamın ‘destan şairi’ olarak andığı Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu hafızalara gelecektir. Sözü, yürekli söylemek gerekir değil mi? Derde selam dururken, özüyle dimdik ayakta durmak cüretini göstermek!

Ağustos ayının ilk haftasında, Ağın’da bağdaş kurduk, söz bohçamızı açtık, bazen yaman ve bazen de ‘artık uyan’ dedirtecek bir dille konuştuk… Serdengeçtiler, yüzlerini rüzgârın estiği yöne döndüler… Harman meydanında, savrulan dileklerimizdi… Ey hamiyet, Ey haysiyet, Ey vefa tohumlarını taşıyan canlar, civanlar bir daha sizlere selam ediyor, gönül dualarımızı gönderiyoruz.

Ağında, ‘Ahi Evran…’ ruhunu yaşamak ne kadar evla… Garip başını bir daha okşamak ne kadar duru bir sevda… Öksedim demek, o evla kişilere aşk vaveylası… Horasan Ereni yüreğine sahip kalplerin atışı… Gözler, aşina olduğum hasret kokusuyla büyüleyen gözler… Bir ırmak parıltısında, ışıklarıyla büyüleyici yakamozlar… Ve sessizliğin çığlığında Ağın’ı bürüyen Ağustos böcekleri… Velhasılı Ağın’da, bir ömre bedel zamanı yaşadım…

Popularity: 1% [?]

Ağın Kaymakamlığı Web Sitesi Yenilendi.

Ağın Kaymakamlığı web sitesi yenilenen yüzüyle tekrar yayın hayatına devam ediyor. Site de içerik olarak pek bir değişiklik yapılmamış.  Ağın’ın 4 incisi başlıklı yeni açılan bölüm hemen dikkat çekiyor.

Siteye yayın hayatında başarılar diliyoruz.

Popularity: 1% [?]

Ağın Beyelması (31-07-2009) R.Mithat YILMAZ (Günışığı Gazetesi)

24 Temmuz Cuma günü Elazığ Belediyesi’nin desteği; Manas Yayıncılık ve köy muhtarlığının işbirliği ile Ağın’ın Beyelması köyüne bir kültür-sanat gezisi yaptık.

— Kimler vardı bu gezide?

— M. Şener Bulut, M. Şükrü Baş, Şükrü Kacar, Reşat Gündüz, Mahir Gürbüz, Ali Canpolat, Murat Suiçer, Doğan Sever, Fethi Açıkgöz, Naki Dehmen, Hasan Özçam, Hadi Önal… Fırat ve Kanal 23 televizyonu elemanları.

Sebeb-i seyahatimiz; Beyelması köyünden Hasan Ergün Yılmaz’ın şiir kitabı Gürdür Sesim’in tanıtımı.

O sabah adı geçen kişiler Keban üzerinden Ağın’a geçtik. Hasan Ergün Yılmaz bizi feribot iskelesinde karşıladı. Beyelması, Ağın’a üç km. mesafede, bakımlı, temiz bir yazlıkçı köyü. Kışın birkaç ihtiyarın dışında pek kimse kalmıyor. Yazdan yaza fakat nerede olsalar da; ne kadar kalacaksalar da ille köylerine geliyor Beyelmasılılar. Tarla ziraatı yapan yok bu süre zarfında; bağ-bahçe işleriyle, sebze ziraatıyla uğraşıyorlar. Hayvancılık da köyde bitmiş vaziyette. Başıboş gezen bir eşeğin dışında inek, koyun, keçi, tavuk türünden herhangi bir hayvana rastlamadık. Denildiğine göre bir tek ev köyde inek besliyormuş. Süt ve süt ürünü her türlü besin maddesi bu evden veya ilçeden satın alınıyor. Köyde bakkaliye yok, gezici satıcılar köye uğruyor ve kim ne alacaksa bu satıcılardan alıyor. Keza ekmek de yine ilçeden temin ediliyor. O nefis kokulu sac ekmekleri, yufkalar, patileler gözünde tütüyor Beyelması köylüsünün. Kısacası yani, ekmek elden (ilçeden), su gölden (şebekeden) yaşayıp gidiyor bu sevimli köyümüz de yıldız sayısınca köylerimiz, köylülerimiz gibi.

Eskiden köylümüz üretirdi; hem de dışarıdaki oğluna, kızına, ahbabına da güzden güze tenekeler, torbalar, kutular dolusu nevale gönderirdi. Bugün kendisi sırf tüketici oldu.

Köylerimizin hâli Türkiye’mizin hâline benzedi gittikçe; dışarıya bağımlı. Tarımı, hayvancılığı öldürdük; şimdi köylümüzün tohumu bile elin gâvurundan ithal. Ölüsünü gömmeye toprak bulamayan İsrail, envai çeşit tohum yetiştirip tek hesabı, tane hesabı bize öttürüyor. Bizim üniversitelerimizse senede bilmem şu kadar -elma ağacını armuttan ayırt edemeyen- “ziraat mühendisi” üretiyor. Ve çok geçmeden bu muhterem zevat “yüksek ziraat mühendisliği”ne terfi ederek arz-ı icraat eyliyor.

Tohum dışarıdan, buğday dışarıdan, şeker dışarıdan, dışarıdan anam dışarıdan… Hani bir söz vardır; “Sen ağa, ben ağa; ya bu ineği kim sağa?” Birileri enayilik edip sağıyor, biz de ağalar-hanımağalar gibi etekle para döküp alıyoruz. Ama işin tam burasında kimin kimi sağdığı, kimin enayilik ettiği biraz flu bir hâl alıyor.

Nereden nereye getirdik konuyu gördünüz mü? Biz yine Beyelması’na gidişimize dönelim gelin, asıl hikâyemize:

Ağın’a giderken Nimri Dede’nin köyüne uğrayıp oğlu Naki Dehmen’i de kafilemize dâhil edişimize. Nimri köyünde Nimrili yardımsever iş adamı Musa Coşkun’la tanışmamıza. Halk şairi Nimri Dede’nin yol üzerindeki mezarını ziyaret edip fatihalar okuyuşumuza.

Ve Ağın-Beyelması köyünün tarihî camiinde kıldığımız Cuma namazını müteakip Yenipınar mevkiinde Vedat Atalay’ın adeta bir açık hava köy müzesine dönüştürdüğü minyatür bahçesinde yediğimiz öğlen yemeğine. Yemek sonrası uğradığımız hayrat Hatun’un Bahçesi’ne, oradan toplantı noktamız Möhkem’in Yeri’ne gelişimize.

Kitap tanıtımı bu Möhkem’in Yeri’nde yapılacak. Köy halkından Murat Cumurcu’nun işlettiği kahvehane bura. Murat Cumurcu, bir vakitler Elazığ’da taş ressamı diye ün yapan; şimdi ise İzmir’de icra-ı sanat eyleyen Bünyamin Cumurcu’nun ağabeyi. Sekiz ay bu kahve, dört ay İstanbul’da istirahat, diyor Cumurcu Möhkem.

Ticaret Lisesi’nde öğrencilik yıllarımda Elazığ Devrim Ortaokulu Müdürlüğü yapan Nurettin Atalay’la karşılaşıyorum. Nurettin Atalay, bahçesinde yemek yediğimiz emekli öğretmen Vedat Atalay’ın büyüğü. İlk açıldığı yıllarda Ticaret Lisesi’nin binası olmadığı için bir yıl Nurettin Hoca’nın ortaokulunda misafir edilmiştik. (Sahi, 45 sene sonra şimdi Ticaret Lisesi’nin kendine ait bir binası var mı?)

“Ruhuma Saplanan Şehir” ve “Yazık Olmuş Yârsız Ömrü Geçene” adlı kitapların yazarı Şerif Aydemir’le görüşüyoruz bir de Beyelması’nda. Hikâye ve denemelerini pek sevdiğim Aydemir’le zaman bulup genişçe konuşamayışıma hayıflanıyorum.

Kitap tanıtım programı Hadi Önal’ın açışı ile başlayıp, Şükrü Kacar ve Hasan Ergün Yılmaz’ın konuşmaları ile sürüyor. Son olarak bu fakirin, Yılmaz’ın kitabı ve şiirine dair değerlendirmesi.

Ve köy kahvesinde “Beyelması” konulu, Beyelmasılı panelistlerin katılımıyla bir açık oturum:

Hasan Ergün Yılmaz: Beyelması Köyünün Tarihi

Vedat Atalay: Beyelması Köyünde Eğitim, Gelenek-Görenekler

Fikret Özpek: Beyelması Köyünün Ekonomik Durumu

Konuşmasında, Ergün Yılmaz’ın, köyün “Hozakpur” olan eski isminin anlamı etrafında dediklerini şahsen biraz yakıştırma gibi gördüm. Eğer ille de Türkçeye bir yol çıkarılacaksa bence bu adın, “ayıklanmamış ceviz” anlamını taşıması daha muhtemel. Bunun izahını ilk fırsatta kendisine yapacağım.

Bir şiir kitabı tanıtımının finali de şiirle olsa gerektir. Biz de öyle yaptık; Şener Bulut’un hazırlattığı plaketin Yılmaz’a takdiminin ardından Osman Edip Şener, Şükrü Kacar, Hadi Önal, M. Şükrü Baş, Mahir Gürbüz’ün okudukları birer şiirle toplantıyı sona erdirip, sevgili Beyelması köylülerine elveda diyerek yola koyulduk. O sıra güneş de veda edip Beyelması bahçelerinden hayli uzaklaşmış, dalından sarkan bir nar gibi neredeyse ufka baş koymak üzereydi.

Popularity: 1% [?]

Gemuhluoğlu’nu Anmak (09-05-2008) R.Mithat YILMAZ (Günışığı Gazetesi

2-3 Mayıs günlerinde 30. ölüm yıldönümü dolayısıyla Fethi Gemuhluoğlu’nu andık.

Gemuhluoğlu demek sözün fazileti, edebin kemalâtı demek. Fikrin ve çilenin talibi; aşkın ve dostluğun hadimi…

Şener Bulut ana dili yanında ruh dilini de bilir olmalı ki davetini duymuş Fethi Gemuhluoğlu’nun, Nimri Dede’nin, Elmas Yıldırım’ın… Toplayıp Manasçıları etrafına; “anmalarımız var deyip” Keban’a, Ağın’a, Arapgir’e sefer ilan etti.

İşin evvelinde Elazığ Belediyesi bir törenle Yeni Mahalle’de bir sokağa “Fethi Gemuhluoğlu” adını verdi. Mehter kös vurdu, gönül tellerimizi titreten marşlar çaldı. Belediye Başkanımız Süleyman Selmanoğlu duygularımızı ayağa kaldıran bir konuşma yaptı. Merhumun oğlu Ali Gemuhluoğlu teşekkür beyanında bulundu.

Tam adıyla İrfan Fethi Gemuhluoğlu 5 Ekim 1977’de Hakk’a yürümüş. Nüfus kaydına bakılırsa 55 yaşındaymış; ama kendi beyanına bakarsanız; “bin yaşında varım” diyor. Zamana dahi “dost” nazarıyla bakanların zaman kavramı da farklı olacaktır elbet!

2 Mayıs akşamı Devlet Korosu salonunda doyurucu bir panel. Konusu yine İrfan Fethi Gemuhluoğlu. Konuşmacılara gelince birbirinden yekta. Oturum Başkanı Prof. Dr. Ahmet Buran. Etrafındakiler, Prof. Dr. Sadık Tural, Sayın Müftümüz Ömer Kocaoğul, Prof. Dr. Ramazan Korkmaz, Rıdvan Çongur ve Arapgir Postası gazetesi sahibi Kâmuran Sezer.

Bu mükemmel sofranın tatlısı; Güldeniz Ekmen Agiş’in bestelerinden mini bir konser. Biri Gemuhluoğlu’nun şiirinden, üçü onun için yazılanlardan. Son güfte Niyazi Yıldırım’a aitti:

Ne gezindi azda, çokta

Ne yıldız aradı gökte…

Mutlak güzelliği Hakk’ta

Bulmuştu Hakk’ka yürüdü.

Bir almadan binbir veren,

Dikenliklerden gül deren,

Yesevî’den bir Alp Eren

Dervişti Hakk’ka yürüdü.

Ertesi sabah biz de o dervişin gezdiği, tozduğu; gazetesinde yazılar yazdığı topraklara yürüyecektik. Keban’dan, Ağın’dan geçecek Arapgir’e varacaktık.

Fakat bu işin organizatörü Şener Bulut, bir zaman dostuydu. Zamanı boşa geçirmeyi sevmez; onu azamî ölçüde kullanmaya, değerlendirmeye meylederdi. Keban’dan geçerken Nimrî Dede’ye, Ağın’dan geçerken Elmas Yıldırım’a selâm verecektik. Gemuhluoğlu, o meşhur konuşmasında der; Peygamber-i Ekber, “önce selâm” buyurmuşlar.

Keban’ın Pınarlar (Nimri) köyüne vardığımızda başta oğlu Naki Dehmen olmak üzere küçük bir grup bizi bekliyordu. Onları da alıp Nimri Dede’nin; asıl adıyla İsmail Dehmen’in mezarı başına gittik.

Dehmen de Gemuhluoğlu gibi aynı yolun yolcusu; aşk yolunun. Mezar taşına bile kendi şiiriyle aşkı yazdırmış;

Allah aşkı bütün derde devadır

O aşk yoksa Lokman gelse hevadır.

Oradan niyetimiz Ağın. Ağın’daki durağımız Elmas Yıldırım’ın yaşadığı ev. Bu zulüm kaçgını şair-i mahzun, Ağın’da görev yaptığı yıllarda bu evde oturmuş. Evin duvarına bunu belirten bir levha asıyoruz.

Elmas Yıldırım, kelimenin tam anlamıyla bir mustarip. Mustariplerin dostu ise Allah’tır. Ne diyor yüce Yaratan; “Gönlü kırık olanlarla beraberim.”

Ayrıldık mustaribin yurt tuttuğu Ağın’dan; ver elini Arapgir dedik. Lâkin Arapgir’den önce yolu, Gemuhluoğlu’na adından ad veren Ağın’ın Gemuhu köyüne düzelttik. Öğrendik ki, asıl Gemuhu burası değil; asıl Gemuhu heyelan dolayısıyla boşaltılmış ve köy sonradan devlet desteğiyle buraya taşınmış.

Gemuhu köylüsü ayakta. Bir törenle âdeta karşıladı bizi. Tanış biliş, hâl hatır muhabbetini müteakip mükellef bir sofra donattılar ki gözümüz doydu!.. Doyuben de çarığımızı düzeltip yol tuttuk. Bu misafirperver, bu küçük, bu şirin, bu yeşillikler koynunda mesut köyü geride bırakıp Arapgir’e revan olduk.

Arapgir de bütün Anadolu şehirleri gibi içine kapalı, içinden mesut, kaderiyle baş başa bir şirin, yeşil belde. İlk gelişim, ilk görüşüm altı yedi yıl öncesine rastlar Arapgir’i. O zaman da uğrağımız Arapgir Postası gazetesi olmuştu; bugün de öyle oldu.

Arapgir Postası 54 yaşında, haftalık yayın yapan bir gazete. Sahibi R. Kâmuran Sezer karşılıyor bizi. Duvarlar Gemuhluoğlu’nun yazılarıyla donatılmış. O dönemin memleket meselelerini, dünyayı meşgul eden konuları işlemiş, yorumlarda bulunmuş. Hep o insancıl, hep o İslâmcıl tavrıyla, tevazuu ile…

Arapgir’in Kaymakamı Engin Aksakal, Elazığlı. Belediye Başkanı Halit Konukçu dünden beri bizimle. Dünden beri bizimle olan biri daha var; Elazığ Millî Eğitim Müdür Yardımcısı Mehmet Karaca. O da Arapgirli ve bize yeri geldikçe ilçesi ile ilgili bilgiler veriyor. İnsanın bir yere gittiğinde oralı veya orayı bilen biriyle olması bir rahatlık.

Dönüş yolunda düşüncelere dalmışım… Ne güzel bir gün geçirmiştik. Üç mümtaz insanın güzel ruhları bizi çağırmış ve yüz küsur kilometrelik yolu kat ederek buralara getirmişti. Kimileri ruh çağırır, demek ki kimilerini de ruhlar…

Bizi çağıran ruhlar şâd olsun

Popularity: 1% [?]

Gür Sesli Şair Hasan Ergün Yılmaz  (24-07-2009) R. Mithat YILMAZ (Günışığı Gazetesi)

Elazığ, ne kadar bir kültür şehri ise, Ağın ilçemiz de o kadar mümbit bir kültür-sanat beldesidir. Ülkemizin ücra yörelerine ışık taşıyan sayısız öğretmenin yetiştiği Ağın, aynı zamanda yurdumuzun sayılı şairlerinin de biyografilerinde “doğum yeri” olarak yer alma bahtiyarlığına ermiştir. Bu şairlerden biri de Hasan Ergün Yılmaz’dır; namı diğer Dayıhan.

“Dayıhan”, Hasan Ergün Yılmaz’ın şiirlerinde kullandığı mahlası olup, dost-arkadaş meclislerinde ismi yerine geçecek kadar şöhret bulmuştur.

Hasan Ergün Yılmaz, 1948 yılında Ağın’ın Beyelması; eski adıyla Hozakpur köyünda dünyaya gelmiştir. Devlet Meteoroloji İşleri Müdürlüğü’nün muhtelif illerdeki muhtelif kademelerinde görev yapan Yılmaz, 1997 yılında Ağın Meteoroloji Müdürü iken emekli olmuştur. Birçok dergi ve gazetede şiirleri basılan şair, 2007’de şiirlerini “Gürdür Sesim” isimli bir kitapta toplamıştır.

Elazığ’da Çağ Ofset tesislerinde basılan Gürdür Sesim 170 sayfa olup içerisinde Dayıhan’ın irili ufaklı 137 şiiri bulunmaktadır. Bu kitaptan aldığımız şu dörtlük onun “4. Beyelması Şenliği” dolayısıyla yazdığı şiirinin son kıtasıdır:

Şairler şakırlar bülbül misali

Bu hoş sedalara sefa geldiniz

Ağın, bu şenliğin yoktur emsali

Derim, misafirler, hep hoş geldiniz.

Şu iki dörtlük ise şairimizin Ağın’da tertip edilen “Bir Bahar Akşamı” şiir şöleni dolayısıyla duyup hissettikleridir;

Yirmi yedi Mayıs neşeli günde

Şairler coşmuştu nağmelerinde

Bülbül eşlik etti bahçelerinde

Şairin duygusu bir pınar oldu.

Bir bahar akşamı şiir sel oldu

Yapmadı taşkınlık, durdu göl oldu

Şiir denen tohum düştü bu göle

Filiz ile bir tomurcuk gül oldu.

Ergün Yılmaz’ın şiiri hakkında soracak olursanız; diyebiliriz ki o, bu vadide asla iddialı biri değildir. Onun şiiri de kendisi kadar mütevazıdır. Hasan Ergün Yılmaz, asla, “Ben büyük şairim; var mı benim gibisi” tafrasına kapılmaz. Çünkü o, kılı kırk yararcasına sanat yapmaya geniş vakit ayıran biri değildir. İçinden geldiği halkın hayat tarzına, yaşayış felsefesine, duygu dünyasına uygun bir çizgide ve içinden geldiği gibi söyler şiirlerini. Şiirinin omurgasını vasat düzeydeki; çoğu kere vasatın altındaki Türk insanının duygu ve düşünceleri oluşturur. Bazı şiirlerinde olup bitenlere bir aydın zaviyesinden bakar, bazen de mısralarında didaktik bir ifadeyi seçer. Onun şiirlerini okurken yadırgayacağınız bir iniş-çıkışla karşılaşmazsınız; hep tanıdık simalar, bildik insanlar, adeta kendi hayatınızdan kesitler görürsünüz.

Köyü Hozakpur veya Beyelması, Hasan Ergün Yılmaz’a en çok şiir yazdıran konulardan biridir. Onun bu kitabındaki ondan fazla şiir köyüyle alakalıdır. Beşinin başlığında köyü Hozakpur’un adı geçmektedir:

Hozakpur’da Bir Kış

Doğduğum Köy Hozakpur

Hozakpur Sevilmez mi?

Hozakpur’da Bir Güzeldir Ağaçlar

Hozakpur’da Şenlik Var

Şiirlerini okuduğunuzda görürsünüz ki şair, toprağı vatan bilmiş ve ona aşkla bağlanmıştır. Bir şiirinde, “Mayamın hamuru benim toprağım” mısraıyla toprağa apayrı bir önem izafe eden Yılmaz, aynı şiirin devamında ise;

Sevdalıyım sana yabana vermem

Bütün Türk elleri benim toprağım

demek suretiyle dar günde bütün ecdat coğrafyasına sahip çıkma milliyetperverliğini gösterir.

“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!” diyen şair gibi Dayıhan da bastığı yerleri “toprak” diyerek geçmemiş; hem tanımış, hem de derinden sevmiştir. Mesela, kaçımız onun gibi, doğduğu köyüne şöylesine içli bir söyleyişle teşekkür etmeyi akıl edebilmişizdir;

Tarihim sorarlar Malazgirt derim

Soyumu sorarlar Oğuz’dur derim

Ben kendi başıma bir nefer erim

Toprağında yeşerdiğim Hozakpur.

Bizim nesil, -tabir caizse- o meşhur Elazığ söylemiyle “höllük çağası”yızdır. Bebeklik dönemimizde, sevgili annelerimiz, eleyip hazırladıkları toprağı sac üzerinde kavurup ısıtır; canımızı yakmayacak dereceye kadar soğuttuktan sonra kundağımıza yayar ve bizi onun üzerine yatırarak belerlerdi. İşte o toprağa “höllük” denirdi. Son zamanlarda tıp bilim adamlarından höllüğün bebekler için ne kadar yararlı olduğuna dair beyanatlar gelmeye başladı. Dayıhan ise bir ilaç mesabesine yücelttiği höllüğün şiirini yazmış;

Bayır toprağımız ak

Anne sütü gibi pak

Elenmiş, çok yumuşak

Kavrulmuş höllük ilaç.

Bayır toprak elenmiş

Çocuklar hep belenmiş

Altımıza serilmiş

Toprağımız bir ilaç.

“Höllük” temasını şairin, “Anne” başlıklı şiirinde de görmek mümkündür.

Uykunu bölerdin en tatlı yerde

Höllüğe belerdin, karanlık yerde

Kurduğun salıncak, ip kiseklerde

Çininde taşıdın, yoruldun anne.

İnsanı meydana getiren toprak, su, hava ve ateşe “dört unsur” anlamında “anasır-ı erbaa” denir. Şairimiz Ergün Yılmaz, anasır-ı erbaadan en ziyade toprağı önemsemiş ve fırsat buldukça, annesinin, çocukken altına serdiği höllük misali şiirlerinin dibine o da toprak sermeyi ihmal etmemiştir. “Anne” şiirinde höllük toprağına parmak basan sanatçı, “Baba” şiirinde de tarla toprağına ayak basmadan geçmemiştir;

Toprak bulgur bulgur, hava kokulu

Ağaçlar çiçekli, kuşlar coşkulu

Yeşile bürünür her canlı kulu

Can verir toprağa, şu gelen bahar.

Hasan Ergün Yılmaz’ın şiirlerinde konu yelpazesi geniştir ve renklidir. Kişisel bazda temalardan tutun da çoğu ülke meselesine, kimi dünya meselelerine, birçok sosyal hadiseye dair şiirleri vardır. Yılmaz şiirinde bu tema incelemesi başlıbaşına bir araştırma konusudur.

Biz yazımızı, “Gürdür Sesim” diye gürleyen şairin bizleri dünden bugünlere, bugünden yarınlara ışık tedarikine çağıran “gür sesli” bir dörtlüğüyle bitirmek istiyoruz;

Dayıhan’ın sözüyle

Ağınlının özüyle

Beyelması közüyle

Meşaleyi yak bügün.

Popularity: unranked [?]

Dut Ağacından Masa Yapmak

  Ağın’da kimse farkın da olmasa da bir halkbilimci yaşıyor. Soruyorlar sen ne okudun diye? -Türk Halkbilimi diyorum… EEE. Ne olacan şimdi [...]

Ağın Sandığa Ne Atar?

 AĞIN SANDIĞA NE ATACAK Bu yazıyı sandıktan ne çıkar diye merak edip okuyacaksanız boşuna okumayın çünkü bu amaçla yazılmadı. Bu [...]

Topaç Çevirmeyeli Kaç Yıl Oldu?

   Topaç Çevirmeyeli Kaç Yıl Oldu? Yıllardır çocukların elinde ne bir misket ne de bir topaç görüyorum. Bizim zamanımızın en [...]

Tolla Su İçerdik Bir Zamanlar

  Nerde bir tol görsem aklıma çocukluğum gelir. Her evde duvara asılı bir tol mutlaka vardır. Her çeşmenin başında bir [...]

HE Mİ YOĞ MU GÜNCEL ANAYASA TARTIŞMASI

Zamanın birinde Ağın’dan biri Erkan Yolaçın Evet, Hayır yarışmasına katılmış. Tabi Erkan Yolaç’ın tüm çabalarına rağmen bizim Ağın’lı ne evet ne hayır demiş

Güncel Meseleler

GÜNCEL MESELELER ÜZERİNE KISA YAZILAR KPSS (KAMUYA CEMAATTEN ADAM ALMA SINAVI)     Ülkemizde büyük bir işsizlik sorunu var. Milyonlarca [...]

Ağın’lı Tahtasız Hoca

  Ağın İlçe Halk Kütüphanemize Manas Yayıncılık tarafından birçok kitap hediye edildi. Kendilerine ilgileri için teşekkür ediyorum. Uzun süredir okumak [...]